Ana içeriğe atla

AKP Düzeni'nin Ahlâkı


Cemaat ve RTE arasındaki savaş daha büyüyecek
gibi.
Hırsızlığın gündemde olduğu şu günlerde ahlâk üzerine beylik laflar ederek bir gevezelik yapmak değil maksadım. Çünkü aksi halde tüm etik çalışan felsefecilere/ilahiyatçılara haksızlık etmiş olurum. Yine de ahlâkın burada bir diğer yönünden bahsederek bir yanlış algıyı düzeltmeye çalışacağım.


En basit anlamıyla ahlâk; kültürel, dinî, seküler ve felsefi topluluklar tarafından, insanların (subjektif olarak) çeşitli davranışlarının yanlış veya doğru oluşunu belirleyen bir yargı ve ilkeler sistemidir. Fakat bu ilkeler bütünü insanlığın yaklaşık 3000 yıllık bilinen tarihi içinde her ne kadar bir birikime sahip olsalar da belirli bir evrime sahiptir. Yani her düzen/ideoloji kendisinden öncekilerden beslenerek kendi ahlâkını inşa eder. Bir diğer değişle tüm zamanların ve mekânların üzerinde bir ahlâk yoktur.

Bu hafif tertip akademik girişten sonra gündeme dönelim. Son iki aydır gündemde başbakan ve avanesinin akçeli işleri ile bu “gizli” ve “yolsuz” akçeli işlerin bir zamanlar ittifak halinde oldukları cemaat tarafından kamuoyuna bir bir farklı yollardan aşikâr edilişi var. Bu süreçte başbakan ve avanesinin aşikâr olan yolsuzlukları sanki bu şahısların bireysel olarak ahlâktan nemalanmamış olmaları gibi sunuluyor. Halbuki yolsuzluk ve hırsızlık bireysel veya küçük bir topluluğun eylemi olsa da bu şahıs(lar)ın toplumsal aidiyetleri ve toplum tarafından iktidara taşınmış olması(olmaları) nedeniyle hırsızlık toplumsal ve ideolojik bir muhtevaya sahiptir. Kaldı ki hırsızlığın tanımı bile ideolojiktir ve toplumda benimsenen mülkiyet düzenine göre değişiklik arz eder.

Hegemon düzen olan kapitalizmin analizinin en kapsamlı yapıldığı eser olan Kapital'de Marx tüm sınıflı toplumların içinde sömürü ve dolayısıyla “hak hırsızlığı” olduğunu söylerken kapitalizm için inatla kâr ve artık-değer sömürüsü arasındaki farkı göstermeye uğraşır. Çünkü kapitalizmdeki hak hırsızlığının ana unsuru kâr değil artık-değer sömürüsüdür. Kâr artık-değerin sömürüsünün kapitalist pazarda egemenler arasındaki bölüşümünü düzenler fakat sermaye birikiminin asıl kaynağı artık-değerdir. Üstelik yüksek kâr marjları ve kâr güdüsüyle yapılan bazı davranışlar kapitalizmde bile “ahlâksızlık” olarak nitelendirilebilecekken artık-değer kapitalist ahlâk anlayışında tanımsız ve fizikten ödünç alacağımız terminolojiyle, bahsinin geçmesi dahi yasaklı durumdur (forbidden state[1]). Yani hak hırsızlığı kapitalizmin kendi özünde vardır ve bu öz kapitalist ahlâk tarafından “kötü davranış” olarak nitelendirilemez. Ancak sistemin dışındaki bir eleştiriyle ortaya konabilir.

Bununla beraber kapitalist sisteme daha lokal olarak (belirli bir dönem ve mekân için) baktığımızda sistem her dönemde artık-değer üretimini maksimize edemez veya maksimize edebileceği doğal veya toplumsal sınıra ulaşmış olabilir. Bu durumda egemenler kâr marjlarıyla oynamaya veya paradan para kazanmaya çabalarlar. Günümüzde sermaye yoğun üretimin hakim olduğu az gelişmiş ekonomiler işte bu kârla oynama güdüsünün doruklarda olduğu ve insanların artık-değer sömürülerinin dolaylı olarak yapıldığı ekonomilerdir.

Yine bu dönemler ve/veya yerler egemenlerin en fazla yolsuzluk, usulsüzlük ve hırsızlıkla anıldığı uzay-zaman[2] noktalarıdır. Hırsızlık bu tip düzenlerde içkindir ve zorunludur. Egemenlerin yönetici kesimi bu maksatla koltuklarını işgal eder ve bu hırsızlık/yolsuzluk rejimini en iyi idare edebilecek şahıslardan oluşur. Yani AKP'nin hırsızlık düzeni bir patolojik vakıa ve şahısların kleptomanik eğilimler taşımasında değil bizatihi Türkiye sermayesinin konjonktürel yapısında köklerini konumlandırmaktadır ve buradan beslenmektedir. Bütün bu kargaşa ise egemeler arasındaki bölüşüm kavgasına ezilenlerin “yan rollerde” dahil olmasını sağlamak için yine egemenlerin bir kliği tarafından çıkarılmıştır.

Özetlemek gerekirse, Tayyip Erdoğan ve hempalarının hırsızlıkları tescilli olmakla beraber bu hırsızlık Tayyip Erdoğan'ın kişiliğinin değil toplumsal konumunun niteliksel bir özelliğidir. Muhafazakarlığı ve sağ eğilimi besbelli ortada duran bir toplumun sosyal demokrat bir iktidarla söğüşlenmesinin mümkün olmaması nedeniyle iktidardadır. Yalnız kendisinin ve çevresinin bu işi tam da “ustalık dönemimiz” dedikleri dönemde ellerine yüzlerine bulaştırmaları da yine ait oldukları kesimin tabiriyle "nefsaniyetlerinden" kaynaklanmaktadır. İstanbul'un belediye başkanlığından Türkiye'nin belediye başkanlığına pupa yelken giderken ikinci kaptanın arkasına takılan tayfaların isyan etmesi işte tam da bundandır.

Dip Notlar

[1] Fiziksel bir sistemin doğası gereği bulunamayacağı bir fiziksel durum için kullanılır.

[2] Burada hem zaman hem de mekân anlamını birlikte barındıran geometrik/fiziksel bir terim olan uzay-zaman çok kullanışlı gözükmekte.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Mate'li Ubuntu 14.04.1: Aslı Varken Taklidine Kim Bakar?

Malumu olanlar bilir, Ubuntu 14.04 sürümünden beri Linux Mint ekibinin geliştirdiği Gnome 2 çatallaması Mate masaüstü ortamını da portföyüne ekledi.

Hafif ve eskiden beri Gnome kullanan gavurcası "geek user" diye tabir edilen kitleye hitap eden bu nostaljik masaüstü, Gnome 3 ile gelen Ubuntu'nun  Unity ve Gnome Shell arayüzlerine ısınamayan bu kitleye ilaç gibi gelmişti. Birlikte doğan kardeşi Cinnamon ise bir Gnome Shell çatallaması olarak doğdu fakat sonradan büyük ilgi görünce Linux Mint ekibi işi büyütüp ayrı bir masaüstü ortamına dönüştürdü Cinnamon'u.

MacOS ile Dört Ay

Mac’e geçişimin üzerinden dört ay geçmiş ve ben fark ettim ki bundan hiç bahsetmedim. Ben de bu işi dört ay sonra yapayım dedim. Bu yazacaklarım profesyonel bir karşılaştırma yazısından daha çok gündelik kullanımlarda hayatımda nelerin değiştiğini tespit etmekten başka bir şey değil. Böylece son-kullanıcı tartışmalarına da bir yönüyle katkıda bulunmak istedim.

"Linux Kullanmak Zor Abi!"

Bu yazı bir yazı dizisinin ilk bölüm olarak düşünüldü. Yazı dizisinin öncelikli hedefi Linux'un zor bir işletim sistemi olduğu yargısını yok etmek ve bu konu özelindeki bazı ayrıntılara değinmek. Ayrıca yazı sırasında bazı terimleri okuyucuya referanslarla tanıtmak hedeflenmiştir.

Kime bir Linux dağıtımı kurmasını önersem başlıktaki tepkiyi alıyorum. Zor mu gerçekten? Tabiki... Ama bilgisayarı ilk eline alan önyargısız bir kişi için "herkesin gözdesi Windows",veya Ios ile herhangi bir Linux dağıtımının zorlukları aynıdır. Annem bilgisayar kullanmaya evdeki Ubuntu yüklü bilgisayarda başladı ve şu anda hala Ubuntu kullanıyor. Kaldı ki Linux'a geçmesini önerdiğim bu insanların bir çoğu bilgisayara yabancı insanlar değiller ve Windows ya da Ios kullanıyorlar. Fakat yine de zor buluyorlar Linux'u kullanmayı. Neden peki?


İlk önce bunlardan bir kısmı elinde bir Linux dağıtımı olan Android işletim sistemli cep telefonlarını kullanıyorlar. Fakat ne kullandığını bilmeme bi…