Ana içeriğe atla

Yarim Senden Ayrılalı Hayli Zaman Oldu (*)

Ölümünün üzerinden bir yıldan biraz fazla bir süre geçti Garip'in. Devlet erkanının katıldığı riyakâr törenlerle andıklarını sandılar bazıları onu. Halbuki o devlet sanatçılığı ünvanını kabul etmemişti. Ailesinin, ölümünden sonra yamandığı iktidar bu yıl onları anma programına dahil etmemişti. Halbuki o, zalimin değil mazlumun yanındaydı. Ben ise ancak cesaret edebildim kendisi hakkında yazmaya. Şimdiden eksiklerim olacağını biliyorum kendisini anlatmak için. O nedenle bunu düşündükçe korkum kat be kat artıyor ama bu işi üzerimize aldık bir kez. Geç kalmış bir yazıyı yazmanın getirdiği zorluk üzerime çöküyor.
Yaşarken gün görmedi denilenlerdendi o da. Hayatının en başından en sonuna kadar anasızlığı, babasızlığı, sevip kavuşamamayı ve ait olduğu kimlikten dolayı hor görülmenin acısını tattı durmadan.(*)(**) Tam bir dert yüküydü anlayacağınız ve o yükü taşımak o kadar da kolay olmuyordu bir sazsız, iki rakısız. İçerdi. İyi İçerdi. Hasta oldu, yataklara düştü sırf bu yüzden. Almanya'ya kaçtı sırf sahip çıkanı olmadığı için. Bir trafik kazası nedeniyle hapislere düştü. Ataları gibi düğünlerde çaldı, söyledi.

Peki bunları nereden mi biliyoruz? O müthiş yoğunluktaki türkülerinden tabi ki. O, "Ustam" dediği babası Muharrem Ertaş'tan aldı elini. Öyle bir damara denk geldi ki, o damarı sürdü ve gün yüzüne çıkardı o.(2) Orta Anadolu bozlakları kendilerini buldular onun sayesinde. İşgalcilerin bile işgal etmek istemediği toprakların çocukları Neşet Baba'nın sayesinde duyurdu sesini. O hem ustalarından öğrendiklerini hem de kendi dertlerinden damıttığı bir kadeh rakı tadındaki türkülerini senelerce söyledi. Bıkmadı usanmadı. Tek sırdaşı olan bağlamasına döktü derdini.

Kâh sevgilisine sitem etti "Yazımı Kışa Çevirdin" diye, kah "Hata Benim, Günah Benim" deyip af diledi.(*) Ölmek üzere olan bir hastanın ağzından da söyledi(*), maphusluğu da anlattı(*)(**). Kadere en küfürsüz sövüşler onun dizelerinden döküldü belki de.(*)(**) İnsanı anlattı. Oyun havaları da çaldı. Kim onun gibi söyleyebilir Niğde Bağları'nı, Hüdayda'yı, Misket'i?

Eklektizm, post-modern yavşaklık icat edilmezden evvel moda olmadığı için; onu hor gören entellerimiz 2000'lerde türkülerini "Anadolu'nun Bluesu" etiketiyle tüketmeye çabaladılar. Ama mümkün olmadı. Çünkü yaşanmışlığın ürünleriydi onun türküleri. O, İç Anadolu'nun sesini çığırdı tüm seçkinci omurgasızlara ve Anadolu'nun kara yürekli bağnazlarına karşı. O öldükten sonra onu hatırlayanlara değil, O'nunla rakısını yudumlayanlara aitti. Riyakârlığın para ettiği bu zamanda öldüğü gün durmadan ondan bahsedenleri yaşarken hiç görmedik. Ama o bunları hiç umursamadı bile. Bir Garip Yolcu'ydu. Sözünü söyledi ve yürüdü, gitti, girdi altına geldiği toprakların.

Dip Notlar:

(*) http://www.dailymotion.com/video/xgiq51_neset-ertas-yarim-senden-ayrilali_music

(1) Bu damarın en tanınmış temsilcileri: Muharrem Ertaş, Hacı Taşan(Muharrem Ertaş'ın çırağı), Çekiç Ali, Ali İzzet Özkan, Aşık Veysel...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Mate'li Ubuntu 14.04.1: Aslı Varken Taklidine Kim Bakar?

Malumu olanlar bilir, Ubuntu 14.04 sürümünden beri Linux Mint ekibinin geliştirdiği Gnome 2 çatallaması Mate masaüstü ortamını da portföyüne ekledi.

Hafif ve eskiden beri Gnome kullanan gavurcası "geek user" diye tabir edilen kitleye hitap eden bu nostaljik masaüstü, Gnome 3 ile gelen Ubuntu'nun  Unity ve Gnome Shell arayüzlerine ısınamayan bu kitleye ilaç gibi gelmişti. Birlikte doğan kardeşi Cinnamon ise bir Gnome Shell çatallaması olarak doğdu fakat sonradan büyük ilgi görünce Linux Mint ekibi işi büyütüp ayrı bir masaüstü ortamına dönüştürdü Cinnamon'u.

Delik Dünya Problemi

Şimdi bazı hayal dünyasında yaşayan zevat diyor ki: Dünyayı matkapla tenis topunu deler gibi bir noktadan delip tam karşı noktadan çıksak sonra da bu kuyuya atlasak başımıza ne iş gelir? Gelin gundiler açıklıyoruz. Öncelikle dünya yüzeyi uzaktan düz gibi dursa da bildiğiniz üzere Everest ile Mariana çukurunun rakım farkı 17000 km. Öyle çok düz bir yer değil ama biz farzedelim ki teknolojimiz imkan verdi ve deniz seviyesinde ve denizden yeteri kadar uzaktaki bir kara parçasından delmeye başlayıp yine deniz seviyesinde ve denizden yeteri kadar uzakta bir noktadan çıktık. Önce başımıza gelecek şey çukurun atmosferi yutacak olması. Ayrıca magmadan çıkan gazlarla dünya yaşanmaz falan olur ama gelin biz yine iyimser olalım ve atmosfer yerinde dursun hiç o deliğe kaçmasın; çekirdek, magma falan çok sıcak olmasın yani şöyle anlatayım ben siz gevşek ruhlulara: haziran ayında İzmir'de sahilde hafif meltem eserkenki sıcaklıkta olsa bizim deliğin içi. İki şeyden yırttık: hava sürtünmesi ve ma…

MacOS ile Dört Ay

Mac’e geçişimin üzerinden dört ay geçmiş ve ben fark ettim ki bundan hiç bahsetmedim. Ben de bu işi dört ay sonra yapayım dedim. Bu yazacaklarım profesyonel bir karşılaştırma yazısından daha çok gündelik kullanımlarda hayatımda nelerin değiştiğini tespit etmekten başka bir şey değil. Böylece son-kullanıcı tartışmalarına da bir yönüyle katkıda bulunmak istedim.