Ana içeriğe atla

Haziran’ın Cumhuriyeti: Bir Yeni Cumhuriyet İçin

Not: Bu yazı bir talep üzerine kaleme alınmıştır. Yazar, bu yazıdan sonra uzun bir süre Haziran Direnişi üzerine yazmamak için elinden geleni yapacağı üzerine söz vermektedir.


90 yıl evvel, bugün, Anadolu ve Rumeli topraklarında cumhuriyet kuruldu ve 620 küsur yıllık Osmanlı tamamıyla tarihe karıştı. Çoğu tarih kitabı böyle yazar. İddia etmek futbol ve basketbol maçlarının skorları dışında, çok şükür, piyango ve lotarya mevzuatına tâbi değil ve bedavayken ben de adına Türkiye denilen topraklarda cumhuriyetin hiç kurulmadığını iddia ediyorum. Deli işi yani…

Tam bir yıl evveldi şu yazıyı girdim aksitesir’e: Olmayan Cumhuriyet Üzerine Teati: Bir Kemalizm Gargarası… Orada yaptığım tespitler ne kadar doğru ne kadar eğri bunu tarih ortaya yavaş yavaş serecek ama şu ana kadar yazıya karşı çıkan/çıkmış kemalist dostlarımız karşısında 1-0 öndeyim. Gole kendileri de katkıda bulundu pek güzel. Golün adı: Haziran Direnişi…
Haziran Direnişi üzerine yazı döktürmek sıkıcı bir iş. Zor da… Çünkü çok amorf ve nereye çeksen gelecek ögeleri içerisinde barındırıyordu. Ama buna rağmen amorf yapıların da belirli özellikleri vardır. Bu örnekteki amorf yapının belirgin özelliği de demokrasi(cumhuriyet) talebi. Kürt’ünden Türk’üne, Alevi’sinden Sünni’sine, LGBT’sinden cinsiyetçisine bu kadar geniş bir kitle sadece bir talepte ortaklaştı: Cumhuriyet. Tarihin şu cilvesine bakın ki meydanlarda, sokaklarda, forumlarda hep aynı kelimeler vardı: Eşitlik, Özgürlük, Kardeşlik…(1) Cumhuriyet ilk defa bu kadar geniş bir taban desteğiyle kurulmaya çabalanıyor fakat yine bu geniş kitlenin siyasi ufuksuzluğu nedeniyle kurulmadan yerle bir oluyordu. O günlerde, bir panel-forum’da, aynen buna benzer konuşma yapmıştım. Panel boyunca “bu insanlar neden sokaktalar?” diye sorup, tartışıp duranlar ve bir ortak noktaya varamayanlar(2) bu sözlerimi beğenmişlerdi ama beğenilmekle kaldı cümlelerim.
Haziran Direnişi cumhuriyetin hiç olmadığının kabulüydü Kemalistler tarafından. “Cumhuriyet Eliti” kesimler dahi artık topu atacak bir “resmi” kurum bulamadığı için kendini sokaklara atmıştı o günlerde. Artık sorun, bu yüksek mertebeden Kemalistlerimiz için dahi taviz ver konforlu yaşa şeklinde özetlenebilecek öteleme yöntemiyle dahi ötelenemez hale gelmişti. AKP rejiminin en mağdurları onlar oldu. Çünkü böyle bir “darbeyi” (3) hiç beklemiyorlardı tarihleri darbelerle dolu TSK mensupları. Bu, Kemalizm ufuksuzluğu ve tarih bilmezliği ile yoğrulu siyaset metodu nihayetinde ele patladı. Pek güvenilen yüksek yargı da 12 Eylül 2010 referandumuyla artık elden çıkınca tek yapılacak Çıplak Vatandaş misali kendilerini sokağa salıp, “bağırmaktı”.  Salmayanı da sokaktakilerden medet umdu. Ne trajedi ama?..
Sokaktakilerin tek derdi şuydu görünürde: AKP’yi indirmek. Çünkü AKP bu dillendirilemeyen cumhuriyet talebinin önündeki en önemli engeldi. Bunun için ortak mücadele şarttı ve ortak mücadelede mevcut sistemin tüm muhalefet organları bu taleplerin gerisinde kalmıştı. “Gezi Partisi” ise o günlerde özellikle de kemalist tabanın bir kısmı tarafından öne sürülen bir çözümdü. Ne yazık ki halkımızın siyasetteki değişim anlayışı “tebdil-i mekânda ferahlık vardır” veczinden pek de öte olmadığından tebdil-i fırka sendromu 11 yıl sonra tekrardan nüksetmişti.(4) Halbuki değişim şekilde değil özde olmalıydı fakat ne yazık ki bu sendrom, kemalist ufuksuzluğun genetik hastalığı olarak, tam da önümüzde, insanların sarıldığı bir çözüm önerisi olarak, duruyordu.
Yine Direniş günlerinde Gezi’nin fenomenlerinden Sırrı Süreyya Önder’in İstanbul adaylığı konuşulmaya başlanmıştı. Yine o zamanlarda ekşisözlük’te müstear adla yazdığım bir entryde buna temkinli davranmıştım. Kendisini ve tabanını Haziran Direnişi’nde gören bütün partilerin, örgütlerin şu önümüzdeki yerel seçimlerde bir ortak aday belirlememesi gerektiğini söylemiş, aksi durumda bir daha halk kelimesini dahi dillerine almamaları gerektiğini söylemiştim. Ne yazık ki pratik yine doğruladı dediklerimi.
Ama yüzsüzlük o ya; millet/halk kelimeleri dilden hâlâ düşmüyor. Cumhuriyet talebi ise bir o kadar güncelliğini koruyor. Kimse yeni bir Cumhuriyeti açıkça talep etmese de…(5)
Dipnotlar:
(1)  Sırasıyla Fransızca karşılıkları égalité (eşitlik), liberté (özgürlük), fraternité (kardeşlik) olan bu kelimeler Fransa bayrağında yine sırasıyla şu renkler ile temsil edilir: kırmızı, mavi ve beyaz.
(2) Bu panelistlerin içinde İlhan Cihaner, Metin Çulhaoğlu ve Doç. Dr. L. Doğan Tılıç da vardı…
(4) 11 yıl evvel 2002 seçimleri öncesi yapılan medya destekli “siyasette değişim” kampanyasının bir benzeri gibiydi. Zaten bu arayışa yine üç günlük susuşundan sonra hakim medya sarıldı Direniş günlerinde, ne hikmetse?
(5) Yalçın Küçük’ün 12 Eylül darbesinden birkaç ay evvel yayınladığı, içinde çok enteresan olan: “Ordu gelecek; Erbakan’ı hapse atıp, Erbakan’dan daha çok dincilik yapacak.” kehanetini de barındıran kitabını hatırladım bu cümleyi yazdıktan sonra. Tesadüf mü? Bence değil…

Bu blogdaki popüler yayınlar

Mate'li Ubuntu 14.04.1: Aslı Varken Taklidine Kim Bakar?

Malumu olanlar bilir, Ubuntu 14.04 sürümünden beri Linux Mint ekibinin geliştirdiği Gnome 2 çatallaması Mate masaüstü ortamını da portföyüne ekledi.

Hafif ve eskiden beri Gnome kullanan gavurcası "geek user" diye tabir edilen kitleye hitap eden bu nostaljik masaüstü, Gnome 3 ile gelen Ubuntu'nun  Unity ve Gnome Shell arayüzlerine ısınamayan bu kitleye ilaç gibi gelmişti. Birlikte doğan kardeşi Cinnamon ise bir Gnome Shell çatallaması olarak doğdu fakat sonradan büyük ilgi görünce Linux Mint ekibi işi büyütüp ayrı bir masaüstü ortamına dönüştürdü Cinnamon'u.

Delik Dünya Problemi

Şimdi bazı hayal dünyasında yaşayan zevat diyor ki: Dünyayı matkapla tenis topunu deler gibi bir noktadan delip tam karşı noktadan çıksak sonra da bu kuyuya atlasak başımıza ne iş gelir? Gelin gundiler açıklıyoruz. Öncelikle dünya yüzeyi uzaktan düz gibi dursa da bildiğiniz üzere Everest ile Mariana çukurunun rakım farkı 17000 km. Öyle çok düz bir yer değil ama biz farzedelim ki teknolojimiz imkan verdi ve deniz seviyesinde ve denizden yeteri kadar uzaktaki bir kara parçasından delmeye başlayıp yine deniz seviyesinde ve denizden yeteri kadar uzakta bir noktadan çıktık. Önce başımıza gelecek şey çukurun atmosferi yutacak olması. Ayrıca magmadan çıkan gazlarla dünya yaşanmaz falan olur ama gelin biz yine iyimser olalım ve atmosfer yerinde dursun hiç o deliğe kaçmasın; çekirdek, magma falan çok sıcak olmasın yani şöyle anlatayım ben siz gevşek ruhlulara: haziran ayında İzmir'de sahilde hafif meltem eserkenki sıcaklıkta olsa bizim deliğin içi. İki şeyden yırttık: hava sürtünmesi ve ma…

MacOS ile Dört Ay

Mac’e geçişimin üzerinden dört ay geçmiş ve ben fark ettim ki bundan hiç bahsetmedim. Ben de bu işi dört ay sonra yapayım dedim. Bu yazacaklarım profesyonel bir karşılaştırma yazısından daha çok gündelik kullanımlarda hayatımda nelerin değiştiğini tespit etmekten başka bir şey değil. Böylece son-kullanıcı tartışmalarına da bir yönüyle katkıda bulunmak istedim.