Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Nasıl Gençlerbirlikli Oldum

Tapmadık asla paraya pula,
Ne de kahpe Bizans'a...
Ölürüz Gençler uğruna,
Ah bir de şampiyon olsa.”
Gençlerbirliği tribün marşı

“Gençlerbirlikli doğulmaz, Gençlerbirlikli olunur.” Gençlerbirliği taraftar mottosu




Futbol, hayatımda hep var oldu. Tipik Türk erkeği olarak futbol alemindeki sosyalleşme sürecim İstanbul takımlarıyla (bizim deyimimizle "üç büyütülmüşler") oldu. Hepsinde şansımı denedim ama bir türlü dikiş tutturamadım velhasıl. En son tuttuğum İstanbul takımı ise Galatasaray'dır. Galatasaray'dan vazgeçişim ile ergenlik sivilcelerimin popülasyonundaki göreli azalma birbirine koşuttur. Galatasaray'ın 2001-2002 yılında Lucescu'yu gönderdiği sezonda terk ettim. Aynı sezonda Championship Manager adlı meşhur oyun serisinin 2001-2002 kodlu versiyonuyla tanıştım. Henüz internet'e dial-up modemlerle bağlanılan, bilgisayarı açmak için anneden babadan izin alınan, o iznin haftada 1-2 saatle sınırlı olduğu yıllardı. Ne tesadüftür ki Marx denen kıl…

Haziran’ın Cumhuriyeti: Bir Yeni Cumhuriyet İçin

Not: Bu yazı bir talep üzerine kaleme alınmıştır. Yazar, bu yazıdan sonra uzun bir süre Haziran Direnişi üzerine yazmamak için elinden geleni yapacağı üzerine söz vermektedir.

90 yıl evvel, bugün, Anadolu ve Rumeli topraklarında cumhuriyet kuruldu ve 620 küsur yıllık Osmanlı tamamıyla tarihe karıştı. Çoğu tarih kitabı böyle yazar. İddia etmek futbol ve basketbol maçlarının skorları dışında, çok şükür, piyango ve lotarya mevzuatına tâbi değil ve bedavayken ben de adına Türkiye denilen topraklarda cumhuriyetin hiç kurulmadığını iddia ediyorum. Deli işi yani…

Yarim Senden Ayrılalı Hayli Zaman Oldu (*)

Ölümünün üzerinden bir yıldan biraz fazla bir süre geçti Garip'in. Devlet erkanının katıldığı riyakâr törenlerle andıklarını sandılar bazıları onu. Halbuki o devlet sanatçılığı ünvanını kabul etmemişti. Ailesinin, ölümünden sonra yamandığı iktidar bu yıl onları anma programına dahil etmemişti. Halbuki o, zalimin değil mazlumun yanındaydı. Ben ise ancak cesaret edebildim kendisi hakkında yazmaya. Şimdiden eksiklerim olacağını biliyorum kendisini anlatmak için. O nedenle bunu düşündükçe korkum kat be kat artıyor ama bu işi üzerimize aldık bir kez. Geç kalmış bir yazıyı yazmanın getirdiği zorluk üzerime çöküyor.
Yaşarken gün görmedi denilenlerdendi o da. Hayatının en başından en sonuna kadar anasızlığı, babasızlığı, sevip kavuşamamayı ve ait olduğu kimlikten dolayı hor görülmenin acısını tattı durmadan.(*)(**) Tam bir dert yüküydü anlayacağınız ve o yükü taşımak o kadar da kolay olmuyordu bir sazsız, iki rakısız. İçerdi. İyi İçerdi. Hasta oldu, yataklara düştü sırf bu…

Halkın Terörü

Teori ufuk açar. Başarılı teori, pratiğin Nostradamus'udur. Pratiğin önünü açar. Bir teorik fizikçi olarak kuramın tutarlılığı hususunda duyduğum kaygı bir sosyal bilimcininkinden çok daha güçlüdür. Onların kuramlarının sınanmasından çok daha net ve kırıcıdır, doğa bilimlerinin pratikleri. Doğa bilimlerinde, kuramların elenmesi aynı doğadaki gibi Darwinisttir. Bu kaygı bazı “mesleki mutasyonlara/deformasyonlara” sebebiyet verir. Biz teorik fizikçiler olarak “mesleki hastalığımızı” da zihnimizde taşıyoruz çok doğal ki. Bunlar bazı takıntılar şeklinde tezahür eder genellikle. En bilinenlerinden biri; şekilsiz, belirsiz, amorf yapılardan/sistemlerden hoşlanmamamızdır. Onları modellerken daha bilindik geometrilere, sistemlere benzetme yolunu tutarız daha kolay ve deneysel tutarlılığı daha net olsun diye. Bunların üzerinden çözmek daha evladır bildiğimiz sistemleri. Bunun bende bir başka tezahürü daha var.

Haziran Direnişinin Çuvaldızı

Bundan dört ay öncesiydi. En umutlu muhaliflerin dahi hayal edemeyeceği günleri gördük Türkiye'de. Umutsuzluğumuzun tavan yaptığı günlerde başladı herşey. Şaşkınlığımızla mutluluğumuz karnımızın içinde yavru köpekler gibi boğuşuyordu, aşık olmuş gibiydik. Ömrümüzde adrenalin kokularının, envayi çeşit gaz kokusuna karışıp tavan yaptığı böyle bir süreç yaşanmamıştı. Bazılarımız olaylara kendini iyice kaptırmıştı, bazılarımız da yazarlarımızdan İlke gibi mesafeli duruyordu. Herkesin bir dayanağı vardı.
Bütün bu güzellikler yine de uzun sür(e)medi. Beylik laflarla tartışan solcularımız tartışadursun, biz de tartışıyoruz. Şimdi, yine o zamanlar bu sitenin yazarlarından İlke, Evren, Okan ve Gökhan'ın da bulunduğu lanet ve bir o kadar eğlenceli grupla yaptığımız tartışmaya da göndermeler yaparak bu sönümlenmeye dair laflar söyleyeceğim. Bir nevi çuvaldızı biraz batıracağım kendimize.

Kuramsal Fizikçi Romantizmi

Öyle bir bilim insanı grubu düşünün ki kendi bilimlerini icra ederken hiçbir sanayi için bilgi üretmesin. Nasıl zengin olunur sorusuna yanıt vermesin. Bir üretim metodu ortaya atmasın. İnsanların nasıl yönetilebileceğini anlatmasın. Ürünlerin nasıl pazarlanacağına dair bilgiler sunmasın. İşçilerin nasıl daha iyi sömürüleceğini anlatmasın. Bilgilerin nasıl manipüle edileceğini düşünmesin. Yeni makinelerin nasıl yapılıp da insan emeğinin değersizleşmesine ön ayak olmasın. Betondan güzellik çıkarılabileceğini iddia etmesin. Yollar yapmasın, köprüler tasarlamasın. Bilmem kaç katlı gökdelenler dikmesin. Güzel veya çirkin gibi estetik kaygılar gütmesin. İnsan merkezli olmasın. Yaptıkları matematikçilerin yaptığı entelektüel bir mastürbasyondan daha fazlası olsun.  Laf ebeliği veya laf kalabalığı olmasın. Sadece ve sadece evrenin işleyiş yasalarını anlamaya çabalasın ve bunu yaparken de yukarıdaki kaygıların hiç birini duymasın. Bunu da düzen ona meslek olarak dayatsın. Böyle …

Haziran Direnişi'ndeki Kafa Karışıklığı ve Kürtler

Direnişin yerellere çekildiği şu günlerde biraz biraz önümüzü görür olduk. Direniş Nasıl Turnusol Kağıdı Oldu başlıklı yazıma bizim yazarlardan Gökhan'ın isteği/önerisi ile bir parantez açarak ek yapma ihtiyacı hissettim. Bu ihtiyacı hissetmem için bir deYeni Harman'ın bu ayki (Temmuz 2013) sayısında deşifresi yayınlanan bir açık oturum vardı. Konumuz Haziran Direnişi'nin turnusol kağıdı olması fakat bu sefer muhatap mecra liberaller değil de Kürtler (Kürt Hareketi).

Direniş Nasıl Turnusol Kağıdı Oldu?

Malumunuz 1,5 aydır bir kıyam söz konusu memleketin bazı şehirlerinde. İnsanlar 1,5 aydır kesintili bir biçimde polisle karşı karşıya geliyor ve çatışıyor. Bu olanların derin analizi benim gibi bir doğa bilimcinin harcı olmayan bir iş ama yine de cürret edip bu olanlardan dolayı kendi kafamda yaptığım fikir kavgasının bilançosunu sizlerle paylaşmak istiyorum. Buradan vardığım sonuç benim yazdıklarımı takip edenler tarafından bilindiği üzere yeni bir sonuç olmayacaktır. Fakat solun (hepimiz solcuyuz, okadarrr...) içindeki bazı karmaşaları aşmakta bu sonuçların çok işlevsel olacağı kanısındayım.

"Linux Kullanmak Zor Abi!"

Bu yazı bir yazı dizisinin ilk bölüm olarak düşünüldü. Yazı dizisinin öncelikli hedefi Linux'un zor bir işletim sistemi olduğu yargısını yok etmek ve bu konu özelindeki bazı ayrıntılara değinmek. Ayrıca yazı sırasında bazı terimleri okuyucuya referanslarla tanıtmak hedeflenmiştir.

Kime bir Linux dağıtımı kurmasını önersem başlıktaki tepkiyi alıyorum. Zor mu gerçekten? Tabii ki... Ama bilgisayarı ilk eline alan ön yargısız bir kişi için "herkesin gözdesi Windows",veya Mac Os ile herhangi bir Linux dağıtımının zorlukları aynıdır. Annem bilgisayar kullanmaya evdeki Ubuntu yüklü bilgisayarda başladı ve şu anda hala Ubuntu kullanıyor. Kaldı ki Linux'a geçmesini önerdiğim bu insanların bir çoğu bilgisayara yabancı insanlar değiller ve Windows ya da Mac Os kullanıyorlar. Fakat yine de zor buluyorlar Linux'u kullanmayı. Neden peki?


İlk önce bunlardan bir kısmı elinde bir Linux dağıtımı olan Android işletim sistemli cep telefonlarını kullanıyorlar. Fakat ne kullandığını b…

Ahmaklık: İdeolojik Silah Olarak Yeni Rejimin Yeni İnsanı

İnsanların aptal olmalarına sebep olan mevcut sistemde çeşitli nedenler mevcut fakat bu aptallığın varlığına çok kolay bir delil gösterebiliriz. O da küresel ısınma diye bilinen küresel iklim değişikliğidir.  Aptallıkta o kadar ilerledik ki yaşadığımız dünyayı yaşanamaz kılmak için yarışıyoruz. İnsanın doğada var olma savaşında kullanabildiği iki tane silahı vardı: elleri ve beyni... Şükürler olsun ki henüz ellerimizi yeteneksiz kılmadık ama beynimizi ellerimiz kadar çalıştırmadık son 200 yıldır.