Ana içeriğe atla

Miyendis


Tarihin motorunun, değişimlerin enerjisinin nereden geldiğini arayıp durdu insanoğlu yüzyıllarca. Neden insanlık deviniyordu. Kimisi bu devinimi toplumun doğasına yordu. Kimisi ise tüm dünyadaki şeyler gibi toplumların da değişmesi gerektiğini düşündü. Soruna en geçerli ve mantıklı ve en önemlisi materyalist bir biçimde (bütün mühendislerin ve doğa bilimcilerinin mesleklerinin kendiliğinden özelliği) eğilen ise (yine mi diyeceksiniz belki ama) Karl Marx.

O, insanın doğaya yabancılaştığı andan itibaren, yine doğayı "ehilleştirme çabasında" muhtaç olduğu aletleri yarattığını kavrayan ilklerdendi. İnsanlar yaşamak için aletler yapıyordu ve bu aletler üretim ilişkilerini geliştiriyor ve toplumları değiştiriyordu. O meşhur altyapı değişikliğinin üretim ilişkilerinin gelişiminin temelinde mühendislik yatıyordu.


Kimileri mühendisleri anlaşılmayan hesaplarla uğraşan, asosyal ve bazen çok gereksiz hayaller ve makineler peşinde koşan, teknolojik hastalıkları olan zavallılar olarak görüyor. İlk bakışta doğru da gözüküyor bunlar. Ancak iyi bakıldığında mühendislik insanlığın doğada geçirdiği biyolojik ve sosyal evrimin tam göbeğinde oturuyor ve kilit taşı görevini üstleniyor. Mühendislik tüm bu ayrıntıların ötesinde mevcut bilgi birikimini kullanarak "problem çözme" üzerine kurulu ve insanın hayatındaki tüm sorunlara çözüm üretmeye mesul. Fazlasıyla megalomanca değil mi? Siz öyle sanın.

Bugün genetikçilerin ve biyo-mühendislerin yapmaya çabaladıkları ile 12000 yıl önce hayvan evcilleştiren atalarımızın arasında yöntem mantığı açısından çok da büyük fark yok. Yine kim inkar edebilir; 10000 yıl önceki Tarım Devrimi'nin gelişmiş tarım aletlerinin geliştirilmesiyle başlamadığını. Endüstriyel Devrim'den ise hiç  bahsetmeyeyim. Şu kabul edilmeli ki mühendislik, insanların taşları yonttuğu gün başlayan meslektir. Alet yapmak ise çözüm üretmektir.

Bu girizgahdan sonra artık çuvaldızı batırabiliriz kendimize. Sanayi Devrimi pek tabi mühendisliğin tüm gidişatını değiştirdi. Mühendislik ürünlerinin lokal çözümler olarak kalması ondan sonra artık mümkün değildi ve olmayacaktı. Ancak bundan daha önemli tartışılması gereken nokta şu ki mühendislik dünyayı değiştirdiği an kendisi artık ortaya koyduğu ile çelişir ve değişmesi gerekir. Bunu en rahat yapanlar da mühendislerdir. Ve fakat mühendisler neyi değiştirmek zorundalardı. Bunun sırrı aslında Komünist Manifesto'da gayet açık bir biçimde var ancak biz kısa yoldan söyleyelim: çözümün kimin çözümü olduğunun değişmesi ve ortaya çıkardığı çözüme yabancılaşması. Yani daha kısa yoldan mühendisin proleterleşmesi. Yanlız mühendislik bu proleterleşme sürecinde en kısır döngüde olandır. Her ne kadar tüm prolaterler öyle yada böyle tüm toplumsal zulüm aygıtlarının üretiminde ve işlemesinde katkı sağlıyor olsalar da mühendisler bu zulüm aygıtlarının "tanrılarıdırlar." Tanrının kuluna ezildiği bu sistemi kavramak ise çok zordur. İnsanlığın bu en eski kibri mühendislerin gözlerini daha fazla kör etmiştir. Tanrı kibrinin gözleri mühürlemesi çok trajik hadi yumuşatalım trajikomiktir.

Günümüzde ise mühendislik 200 yıl öncesine göre daha kompleksleşmiş kapitalizm şartlarında daha fazla kapitale bağımlı ve çözümler daha fazla sistemin sorunlarına yönelik. Dolayısıyla mühendislik günümüzde ilerici işlevini hazin bir biçimde kaybediyor. Halka ise bu saçma "mühendislik çözümlerin" kemirilemeyecek kemikleri kalıyor. Ne yazık ki bu kemiklerin bir kısmı da bu mühendilerin önüne atılıyor. Fakat sıkıntı da burda başlıyor. Daha düne kadar üstünde üç beş parça et bırakan kapitalist artık mühendise de kemirilemeyecek kemik vermek istiyor. O beyaz yakalı tanrının kibri yavaşça çözülüyor. Ancak bu çözülüşü öyle bir yaşıyor ki, ürettiği çözümler kendisinden o kadar yabancı ki kendi işinin bu içinde bulunduğu kısır döngüyü çözmeye yetisi olduğunun farkında değil. Ve yine ne yazık ki bu yabancılaşma, kendilerini ölüme mahkum ettiriyor bu güçlerini kaybetmiş tanrılara. Apple'ın CEO'su öldüğünde meşhur oldu ama Apple mühendislerinin arka arkaya gelen intiharlarından sonra, fabrikaları "teftişinde": "Buraları yıkılıyo ya. Niye intihar ediyorlar ki bu zavallıcıklar?" demekte hiç beis görmemesi ile hatırlanmıyor. HP ve IBM mühendislerinin de benzer akıbetleri paylaştığını es geçemeyeceğim.

Sendikasız, güvencesiz çalışan bu mühendislerin çoğu ayda 10000-20000$ civarında ücretlerle çalışıyorlardı. Birçoğu aylık olarak "ortalamanın üstündeydi" ve "eğitimli üst-orta sınıf lüksleriyle" mutlu olmaları lazımdı. Kim Auidi'ye binerken, havuzlu villaya sahipken intihar eder ki değil mi? Belki de kız meselesidir değil mi? Kesin kız meselesidir kesin. Tüm Apple mühendisleri fabrikaya yeni gelen güzel sekretere aşık olduklarından (erkek ve abazan mühendis ve güzel baştan çıkarıcı sekreter karikatürüne selam çakalım ve hatuna fazla takılmadan yazıya devam edelim.) ve bu aşkı toplumsal konumları gereği içlerine attıklarından depresyona girip atlamışlardır, o güzel, ihtişamlı plazaların birinin tepesinden bırakmışlardır kendilerini viskozite katsayısı bilmem kaç olan atmosferin en alt katmanına, 9,8m/s^2 lik ivme ile hızlanarak çarpmışlardır (2h/g)^1/2* saniye sonra. Ah o sekreter yok mu o? Hepsi onun yüzünden. Çürüttü zaten Steve'in iliğini kemiğini de, öldürdü garibimi. Hepsi o kahpenin yüzünden.

Ne yazık ki sekreter de mühendiste beyaz yakalı kibrinin cismanileşmiş halleri ve birbirlerine karşı ne güzel de silahlardır. Esnek çalışma ve performansa göre ücret uygulamaları ile nasıl da kırdırılırlar birbirlerine. Ücretleri muhasebe ve patronların dışında bilinmeyen bu "beyaz yakalı tanrılar" örgütlenmeyi serbest piyasanın "özgürlükçü ve adem-i merkeziyetçi" doğasına aykırı görürlerdi. Hafif yükseldiklerinde dahil olacakları burjuvazinin prim vermediği şeylere onlar kökten karşı çıkmalıydı ve ne tekim yine bir problemi çözmüş oldular. Örgütlenmenin, o kokuşmuş prolater lafın, o ayak takımı jargonunun ne işi vardı o güzel, o ihtişamlı plazalar içinde? Kirletirdi oraları.

Neyse gevezeleşmeden keselim ki size bir çözüm önereyim mühendis olarak. Şimdi size asıl önereceğim çözüm bu yazıyı okumamış gibi yapın. Bir kağıda yazdırın. Suda kaynatın ve o suyu için. Kaynatma sonrasında kalan kağıdı da uygun bir biçimde dürüp bana yollayın ben mühendis olarak bir tarafıma eklerim. Tam da günümüz şartlarına uygun oldu.

Ey yorlamam bu kadar. Hadi hayırlı işler...

*Newton mekaniğinin hareket yasaları gereği serbest düşen bir cismin kat ettiği mesafe h(eight)= 1/2*g(ravitational acceleration)*t(ime)^2 olarak verilir.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Mate'li Ubuntu 14.04.1: Aslı Varken Taklidine Kim Bakar?

Malumu olanlar bilir, Ubuntu 14.04 sürümünden beri Linux Mint ekibinin geliştirdiği Gnome 2 çatallaması Mate masaüstü ortamını da portföyüne ekledi.

Hafif ve eskiden beri Gnome kullanan gavurcası "geek user" diye tabir edilen kitleye hitap eden bu nostaljik masaüstü, Gnome 3 ile gelen Ubuntu'nun  Unity ve Gnome Shell arayüzlerine ısınamayan bu kitleye ilaç gibi gelmişti. Birlikte doğan kardeşi Cinnamon ise bir Gnome Shell çatallaması olarak doğdu fakat sonradan büyük ilgi görünce Linux Mint ekibi işi büyütüp ayrı bir masaüstü ortamına dönüştürdü Cinnamon'u.

Delik Dünya Problemi

Şimdi bazı hayal dünyasında yaşayan zevat diyor ki: Dünyayı matkapla tenis topunu deler gibi bir noktadan delip tam karşı noktadan çıksak sonra da bu kuyuya atlasak başımıza ne iş gelir? Gelin gundiler açıklıyoruz. Öncelikle dünya yüzeyi uzaktan düz gibi dursa da bildiğiniz üzere Everest ile Mariana çukurunun rakım farkı 17000 km. Öyle çok düz bir yer değil ama biz farzedelim ki teknolojimiz imkan verdi ve deniz seviyesinde ve denizden yeteri kadar uzaktaki bir kara parçasından delmeye başlayıp yine deniz seviyesinde ve denizden yeteri kadar uzakta bir noktadan çıktık. Önce başımıza gelecek şey çukurun atmosferi yutacak olması. Ayrıca magmadan çıkan gazlarla dünya yaşanmaz falan olur ama gelin biz yine iyimser olalım ve atmosfer yerinde dursun hiç o deliğe kaçmasın; çekirdek, magma falan çok sıcak olmasın yani şöyle anlatayım ben siz gevşek ruhlulara: haziran ayında İzmir'de sahilde hafif meltem eserkenki sıcaklıkta olsa bizim deliğin içi. İki şeyden yırttık: hava sürtünmesi ve ma…

MacOS ile Dört Ay

Mac’e geçişimin üzerinden dört ay geçmiş ve ben fark ettim ki bundan hiç bahsetmedim. Ben de bu işi dört ay sonra yapayım dedim. Bu yazacaklarım profesyonel bir karşılaştırma yazısından daha çok gündelik kullanımlarda hayatımda nelerin değiştiğini tespit etmekten başka bir şey değil. Böylece son-kullanıcı tartışmalarına da bir yönüyle katkıda bulunmak istedim.