Ana içeriğe atla

Depression II: Maslow'un İhtiyaçlar Teorisi...

Geçen sene beğenilen bir yazı yazmıştım: Depression... Çok beğenilince ikincisi zorla çekilen filimler gibi bir yazı yazmak isteyip, bu yazı üzerinden parsayı toplayacağımı hayal edip, orgazm olabilmek istermiyim? Beni tanıyanlar hayır diyecektir. Yapamam. Nedeni de çok basit; bunu yapcak imkanım yok. Ayrıca para hiç de olaylara yaklaşımımda etkili bir faktör değildir. Ama gelin görün ki oturttular arkideş. Benim gibi bir adamı para kazanmayı ön plana çeker hale sokturlar. Nasıl mı oldu? Anlatayım...


Ama burada Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisine* bir dikiz atıp dönerseniz benim işimi kolaylaştırırsınız. Bakın buraya linkini bilem verdim. Üşendiğinizi bilmekteyim lakin araştırmacı yazarlıktansa araştırtıcı yazarlık olayını ortaya atmaya çabaladığımı belitmek isterim. Zaten okumayacaksanız ve de bu herifçioğlunun söylediklerini bilmiyorsanız bu yazıyı daha fazla okumaya çalışmayın. Kısacası; "Okuyun ulan, Torlak Qemâl'in adıyla okuyun!.."


Şimdi bunu size niye okutturdum? Hakkınızdır, sorun ama cevabını yavaş vereceğim biraz. Ayıptır söylemesi 24 yaşına geldim. Yasal sınırda evlenseydim şimdi okuma yazma öğrenen çocuğum olabilirdi. Yani çocuk sahibi olacak yaşa gelmişim. Amma ve lakin ergen muamelesine tabi kılınıyorum. 18ini yeni bitirip aile otoritesinden kaytarmış çakma olgunların dünyasına gönderildim. Bu, anında yukarda okduğunuz hiyerarşide 2 level birden inmem demek. Hayatın bir arcade oyun olduğu gerçeği ile yüzleştiğimizden beri leveller atlayıp kanalizasyon borularından geçerken bir anda 2 level düşmek bu bünyeye ilk haftasında ağır gelmeye başladı. Daha önümde minimum bir dönem olduğunu düşündüğümde depresyona giriş marşı arka planda çalmaya başlamıştı ve kahraman stress hormonlarım sinsi sinsi bünyeme dağılmaya başladı.

2 levelde kalacağımı sanırken bir darbe de bana İETT denen kurumdan indi. Bu Karadeniz kıyısında üç köyün ve bir mahallenin sınırlarının kesiştiği adı belli olmayan yere kurulmuş kampüse 2.5 saatte(yazıyla iki buçuk) bir otobüs kalktığı gerçeği ile yüzleşmiştim. İşin bir diğer kötü yanı ise bu kampüste çoğu belediye otobüsünde ayakta giden insan görmemiş çocukların teoride 65 kişi alan otobüse 130 kişi binmeye çalışması durumunda nasıl hayvanileştiklerini görmemdi. Netekim hergün otobüse beni arkadan destekleyerek bindiren kalabalığa binlerce teşekkür yağdırıp, nasibimizde oturmak varsa oturarak gittiğim kemiksiz 1 saat süren "medeniyete dönüş yolculuklarında" bu tabloyu insanlık dramı olarak sunmayu düşünüp en iyi yayınlayacak kanalın FOX, FLASH TV ve SHOW TV seçeneklerinden hangisi olduğunu düşünerek geçirdim. Hatta bu iş için otobüs şöförünün cebine bir çorba parası koyup sağ dikiz aynasından yapılacak bir çekimin arkasına bir acıklı fon müziği yerleştirerek oluşturacağım iğrenç movie maker videosunu youtube ve facebook'a yükleme fikrini de ciddi ciddi düşünmedim değil. Ama gelin görün ki 3 aydır aynı kuyruksuz ve zalim otobüs seyahatlerini de yaşıyorum. Bu seyahatler de İstanbul'un tükenmeye yüz tutmuş dört köyünden geçip medeniyete vardığımı da belirtmek isterim. Meşhur Belgrad ve Fatih Ormanları da güzergah içinde kalıyor. Yani bir sightseeing edasındaki turumuzda 180 derecelik virajlarda mükemmel adrenalin salgılıyoruz. Önerilmez...

Kala kala birinci kat kalmıştı bu garip bedenime. Ulan onu da tutamadık elimizde. Yemekhanedeki yemeklerin sonrasında yaşadığım sindirim sistemi düzensizliklerinin topuyla ayrı bir tıp fakültesi dersi oluşturulabileceği gerçeği de cabası. Kantindeki yemek portföyündeki genişlik ve üstüne üstük herkes ossurduğunda Hitler'in gaz odalarından daha zalimce bir ölüm makinesi haline gelen yurt odalarında uyumak ve uyanmak sorunu da eklendiğinde; fermantasyon ve fotosentez olaylarına da girerek insanlığımı yitirdiğimi görmeye başladım. Elimde hiyerarşi kalmamışken önüme 4 sınav onlarca okuma parçası, kelimeler, dinleme alıştırmaları ve yazma ödevleri dayayan sistemden başarı göstermem bekleniyor.

Kısacası canlar Maslow Başgan yaşasaydı benim dururmu hiyerarşiye bir yerden sokması için kendisini mail yağmuruna tutardım. Siz söyleyin canlar ben bunalım'a girmeyeyim de kim girsin.

Ben de kurtuluşu ÖYP denen Akademik Amele Yaratma Programı olarak düzelteceğimiz işe başvurup bir araştırma görevlisi maaşı alıp burdan kurtulmayı düşündüm. Evet bu kolaycılığı yaptım. Ancak hem YÖK kadro açıklamadı hem de fizik mühendisi olduğum için fizik bölümlerine başvurma hakkımı, not ortalamam düşük olduğu için de herhangi bir bölümü başvurma hakkımı yitirdim. Bölüm birincisinin 3.1 ortalama ile mezun olduğu bölümde 2.76 not ortalaması yapmanın başarısızlık olarak değerlendirilemeyeceğini düşünsek de bu bir başarısızlık oluyor. Bu umudumu da yitirdim. Üstüne üstük her girdiğim ALES'te 4 puanı ve 40TL yi ÖSEYEME'ye hediye etme huyuma da bayılmaya başladım. Daha bitmedi. Bunları alan bana çalıştığım halde 60'ı geçmeyen notlar da Boğaziçi Üniversitesi YADYOK Testing Office'in hediyesi olarak verilince tadından yenilmez bir dönem geçirdiğim ortaya çıkıyor.

Kilyos'ta hayat çok çılgınca geçiyor. (Kilyos olduğunu düşünüyoruz ama olmayadabilir de.) Ve bu durumda depression'a girmemeyi öneriyor uzmanlar. Soğan ve sarmısağın bu duruma iyi geleceği ayrıca düzenli osbirin bünyeye iyi geleceği yalanıyla avunarak görüşmek üzere... öptüm sizi canlar...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Mate'li Ubuntu 14.04.1: Aslı Varken Taklidine Kim Bakar?

Malumu olanlar bilir, Ubuntu 14.04 sürümünden beri Linux Mint ekibinin geliştirdiği Gnome 2 çatallaması Mate masaüstü ortamını da portföyüne ekledi.

Hafif ve eskiden beri Gnome kullanan gavurcası "geek user" diye tabir edilen kitleye hitap eden bu nostaljik masaüstü, Gnome 3 ile gelen Ubuntu'nun  Unity ve Gnome Shell arayüzlerine ısınamayan bu kitleye ilaç gibi gelmişti. Birlikte doğan kardeşi Cinnamon ise bir Gnome Shell çatallaması olarak doğdu fakat sonradan büyük ilgi görünce Linux Mint ekibi işi büyütüp ayrı bir masaüstü ortamına dönüştürdü Cinnamon'u.

MacOS ile Dört Ay

Mac’e geçişimin üzerinden dört ay geçmiş ve ben fark ettim ki bundan hiç bahsetmedim. Ben de bu işi dört ay sonra yapayım dedim. Bu yazacaklarım profesyonel bir karşılaştırma yazısından daha çok gündelik kullanımlarda hayatımda nelerin değiştiğini tespit etmekten başka bir şey değil. Böylece son-kullanıcı tartışmalarına da bir yönüyle katkıda bulunmak istedim.

"Linux Kullanmak Zor Abi!"

Bu yazı bir yazı dizisinin ilk bölüm olarak düşünüldü. Yazı dizisinin öncelikli hedefi Linux'un zor bir işletim sistemi olduğu yargısını yok etmek ve bu konu özelindeki bazı ayrıntılara değinmek. Ayrıca yazı sırasında bazı terimleri okuyucuya referanslarla tanıtmak hedeflenmiştir.

Kime bir Linux dağıtımı kurmasını önersem başlıktaki tepkiyi alıyorum. Zor mu gerçekten? Tabiki... Ama bilgisayarı ilk eline alan önyargısız bir kişi için "herkesin gözdesi Windows",veya Ios ile herhangi bir Linux dağıtımının zorlukları aynıdır. Annem bilgisayar kullanmaya evdeki Ubuntu yüklü bilgisayarda başladı ve şu anda hala Ubuntu kullanıyor. Kaldı ki Linux'a geçmesini önerdiğim bu insanların bir çoğu bilgisayara yabancı insanlar değiller ve Windows ya da Ios kullanıyorlar. Fakat yine de zor buluyorlar Linux'u kullanmayı. Neden peki?


İlk önce bunlardan bir kısmı elinde bir Linux dağıtımı olan Android işletim sistemli cep telefonlarını kullanıyorlar. Fakat ne kullandığını bilmeme bi…