Ana içeriğe atla

Korkmaktan Korkmak: "Terörle Mücadelede" İdeolojik Silahlar

"Dirilirler dirilirler gelirler
Huzur-i Mahşer'de divan dururlar.
Harami var deyip korku verirler
Benim ipek yüklü kervanım mı var?"

Karacaoğlan 




"Terör ya da terörizm, siyasal, dinsel ve/veya ekonomik hedeflere ulaşmak amacıyla sivillere; resmî, yerel ve genel yönetimlere yönelik baskı, yıldırma ve her türlü şiddet içeren yolun kullanımıdır. Terör uygulayan organize gruplara terör örgütü; terör uygulayan şahıslara ise terörist denir." *

Bu tanım Vikipedia'dan alınmıştır. En genel geçer tanımı budur terörün. Tarihte ilk kullanımı Büyük Fransız Devrimi'nin en devrimci olduğu 1793-94 dönemi için olmuştur. Sözcük kaynak olarak gerici bir fikrin ürünüdür. Netekim aynı fikriyat tarafından benimsenmektedir. İlk restorasyonun bahsedilen dönem için kullandığı bu ad Fransa'nın en hızlı değiştiği dönemdir.(1)


Bu döneme dair en güzel ve heyecanlı kitap bizatihi bir tarih kitabı olmasa da babası ile karşı cephelerde çarpışmış olan Victor Hugo'nun 93 İhtilali'dir. (2) Kitap boyunca gerici-kralcı soyluların ayaklandırdığı güneyli-Breton köylülerden oluşan Vendee ordusu ile  devrimci-Parisli Franklardan oluşan devrim ordusu arasındaki savaşı okuruz. Ama ben burdaki bir başka olaya değineceğim; terörün tanımında baskı ve yıldırmaya "maruz" kalan sivillere... Latince civil kökünden gelir ki dilimizde hukuki yurttaşlığa karşılık gelir. Demek ki sisteme bağlı ve ordu görevi görmeyen insanlar demektir özetle siviller.

Bu durumda sivil, siyasi bir aktör olur. Mevcut sistemi destekleyen demektir veya en azından rahatsız olmayan demektir. Ancak yine sivillere uygulanan terör egemen güçlerin teröre karşı kamuoyu yaratılmasındaki en büyük kozu olur. Terörün kendini kendisi üzerine kapatması da diyebiliriz. Bu yine "resmi ideolojiye" bağlı veya bundan bağımsız olarak pragmatik ve fikirsel bir siyasi duruşu olmayan halkın terör karşısında yeni milisler, askerler ve polisler olarak karşıya dikilmesi demektir. Demek ki terörün meşruiyeti ideolojidir.

Yine terör uygulayan içinde bir amaç değil araçtır. İdeolojik bir araç olarak terör farklı bir doğaya sahiptir. Niteliksel olarak her rejim değişikliği bir terörün başlangıcı bir başka terörün biterek meşrulaşmasıdır.(3) Yani başarılı olan her terör meşrulaşarak egemen olurken yeni terörler yaratır. Bu da terörün siyasi bir yöntem olarak iktidar elde etmede en etkin yol olmasının göstergesidir.

Terörün siviller nezdinde meşrulaşması ideolojiktir dedik. Dolayısıyla öyle yada böyle meşrulaşmış her terör bir iktidar odağı olmakta ve aynı şekilde başka siviller yaratmaktadır. Dolayısıyla terörle egemen güçler arasındaki savaş yeni-siviller ile eski-sivillerin savaşıdır. Siviller terör-egemenler arası çarpışmada en önemli kaynaklardır. İnsan kaynağı olmakla beraber meşruiyet ve gücü tanıma açısından ideolojik bir kaynaktır da. Dolayısıyla niteliksel olarak yine her egemen devlet kadar terör örgütü de meşrudur. Meşru olmasa insan ve ideolojik kaynaktan mahsur olduğundan zira var olmayacaktı. Demek ki varlığı ile meşruluğu aynı şeydir.

Bugün egemen güçlerin terörün varlığına en büyük aldırısı ise teröristlerin halk için de tehditler oluşturduğunu, onları güvenli bir şekilde yaşamalarını en iyi egemen devletin polis/milis/ordusunun sağlayacağını ve halkın "can ve mal" güvenliğinin terör tarafından tehdit edildiğinin ideolojisini kurmaktır. Günümüz kapitalist düzeninde ise bu tırnak içindeki ikilemede ikinci şeyin daha fazla önem taşıdığı çok daha aşikardır.

Son Londra Ayaklanması'da bunu bize gayet iyi bir biçimde göstermiştir. Londra Ayaklanması egemen medya tarafından  bir çapul hareketi olarak lanse edilmiş olsa da Darcus Howe BBC'de canlı yayında bunun böyle olmadığını gayet güzel bir şekilde dünayaya duyurmuştur. Bu andan sonra BBC'nin elinden gelen tek şey bağlantıyı kesmek olmuştur. Ancak Darcus Howe dünyaya terörün orta çağ'daki hortlak hikayelerinden farksız birşey olmadığını göstermiştir. Mülkiyet korumadaki ustalıkları ile Türk ve Kürt göçmenler ise gayet iyi "sivil" olduklarını kanıtlamış tüm dünyanın egemen basınında kahraman ilan edilmiş oldular.


Bu enteresan durum ise yine tarihsel bir bağlantıdır. Bugün terör denilen kelimenin en fazla karşılık bulduğu memleket galiba Anadolu coğrafyasıdır. Celali, şaki, eşkıya, anarşist, terörist vs... Bunlar Osmanlı'daki mülksüz köylü hareketlerinden günümüzde farklı hareketlere kadar sistem karşıtı hareketlere verilmiş birkaç ad. Ancak bunların hepsinin ortak yanı yine Londra'daki çapul olayında olduğu gibi mevcut mülkiyet rejimine karşı olmalarıdır. Ve yine sivillerin desteği ile bastırılmış olmalarıdır. (4) Mülk kelimesinin devlete karşılık geldiği düşünüldüğünde bu hareketlerin neden egemenleri korkuttuğu çok açıktır. Başarılı olan terör mevcut mülkiyet rejiminin değişmesi demektir.

Sonuç olarak aslen mülksüzlüğe yakın kitlelerin ideolojik olarak egemen saflara çekilmesi hala çok kolay olsa dahi mülksüzlerin birgün bu korku korkusundan kurtulmaları mümkündür.(5) Umudumuz biran evvel olmasıdır...



(1) Bu nedenle yazı boyunca terör kelimesini egemen anlayışı benimsemiş bir şekilde olumsuz anlam taşır şekilde kullanmayacağım.


(2) 1793 Devrimi adıyla da yayımlanmıştır.


(3) Dolayısıyla her ayaklanmaya ilerici anlamlar yüklemek mümkün değildir. Terör görecelidir. Ha keza verdiğimiz örnekte Vendee Ordusu'nun devrimci Parisliler için terörist olmasını da düşünebiliriz. Burda yine hareketin siyasi programına bakmak ve ona göre yanında ve karşısında durmak gerekmektedir.

Bir o kadar diyalektiğin kararsız durumlarda bilindiği gibi işlemediği, bu dönemlerin tarihin tersinir dönemleri olduğunu görebiliriz. İnsanlık hem temel bilimlerde hem de sosyal bilimlerde bu kararsız dönemleri incelerken çok zorlanır ancak anlamak için de bir o kadar çaba sarfeder. Fen Bilimlerindeki karşılığı olarak: Faz Geçişleri


(4) Londra'da aşırı-sağcı kralcı İngilizler'in sokağa çıkması, Osmanlı'da yönetimle işbirliği içindeki bazı köylüler, yine 1960 - 1980 arası Türkiye'deki iç savaşta faşist paramiliter MHP-Ülküocakları üyesi "sivillerin" bu hareketlerin karşısına dikilmesi enteresandır. Mülksüzlüğün insanları Marx'ın ümit ettiği gibi birleştirmesi kendiliğinden olmayacağını Lenin göstermiştir.


(5) Teröre karşı yapılan en büyük ideolojik saldırı bu paradoksu yaratmak olmuştur. Korkmaktan korkmak büyük bir fikirsel yıkım ve paranoya durumudur. Günümüzde kitlelerin davranışlarının bir müsebbibinin de bu yaratılan korkmaktan korkma mevhumu olduğunu düşünmekteyim.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Mate'li Ubuntu 14.04.1: Aslı Varken Taklidine Kim Bakar?

Malumu olanlar bilir, Ubuntu 14.04 sürümünden beri Linux Mint ekibinin geliştirdiği Gnome 2 çatallaması Mate masaüstü ortamını da portföyüne ekledi.

Hafif ve eskiden beri Gnome kullanan gavurcası "geek user" diye tabir edilen kitleye hitap eden bu nostaljik masaüstü, Gnome 3 ile gelen Ubuntu'nun  Unity ve Gnome Shell arayüzlerine ısınamayan bu kitleye ilaç gibi gelmişti. Birlikte doğan kardeşi Cinnamon ise bir Gnome Shell çatallaması olarak doğdu fakat sonradan büyük ilgi görünce Linux Mint ekibi işi büyütüp ayrı bir masaüstü ortamına dönüştürdü Cinnamon'u.

Delik Dünya Problemi

Şimdi bazı hayal dünyasında yaşayan zevat diyor ki: Dünyayı matkapla tenis topunu deler gibi bir noktadan delip tam karşı noktadan çıksak sonra da bu kuyuya atlasak başımıza ne iş gelir? Gelin gundiler açıklıyoruz. Öncelikle dünya yüzeyi uzaktan düz gibi dursa da bildiğiniz üzere Everest ile Mariana çukurunun rakım farkı 17000 km. Öyle çok düz bir yer değil ama biz farzedelim ki teknolojimiz imkan verdi ve deniz seviyesinde ve denizden yeteri kadar uzaktaki bir kara parçasından delmeye başlayıp yine deniz seviyesinde ve denizden yeteri kadar uzakta bir noktadan çıktık. Önce başımıza gelecek şey çukurun atmosferi yutacak olması. Ayrıca magmadan çıkan gazlarla dünya yaşanmaz falan olur ama gelin biz yine iyimser olalım ve atmosfer yerinde dursun hiç o deliğe kaçmasın; çekirdek, magma falan çok sıcak olmasın yani şöyle anlatayım ben siz gevşek ruhlulara: haziran ayında İzmir'de sahilde hafif meltem eserkenki sıcaklıkta olsa bizim deliğin içi. İki şeyden yırttık: hava sürtünmesi ve ma…

MacOS ile Dört Ay

Mac’e geçişimin üzerinden dört ay geçmiş ve ben fark ettim ki bundan hiç bahsetmedim. Ben de bu işi dört ay sonra yapayım dedim. Bu yazacaklarım profesyonel bir karşılaştırma yazısından daha çok gündelik kullanımlarda hayatımda nelerin değiştiğini tespit etmekten başka bir şey değil. Böylece son-kullanıcı tartışmalarına da bir yönüyle katkıda bulunmak istedim.