Ana içeriğe atla

İlksel Birikimin Sürekliliği: Kapitalizm'den Tekelci Düzene Sermaye Birikimi

Dünya çok hızlı ve enteresan bir biçimde değişiyor. İnsanlık hiç tahmin etmediği yerlere savruluyor zaman içinde. Yaşanan olaylara dair bilgiler Baudrillard'ı andıracak cinsten. Dolayısıyla yaşarken birçok şeyi yorumlamak zorlaşıyor her geçen gün.

Ancak ben bugün artık bakılabilecek bir zamana dair yazacağım. Bir arkadaşımın tavsiyesi ile okuduğum Joma Nazpary'nin Sovyet Sonrası Karmaşa: Kazakistan'da Mülksüzleşme ve Şiddet adlı kitabından yola çıkacağım. Kitapta Kazak milliyetçiliğinin neler yaptığını ve kimleri nasıl etkilediğini, ve özellikle nasıl mülksüzler yarattığını, mülksüzlerin hayatlarını nasıl belirlediğini anlatıyor yazar.
O bu olaylara farklı bir gözlükle bakmış ancak ben olaya Marx'ın iktisada kazandırdığı bir başka kavramla bakmak istiyorum: ilksel birikim* *.(1) Sermayenin kökenini açıklayan bu teori özetle zorla kapitalistleştirmeyi anlatır. Bu zor kapitalin birikmesini(accumulation) sağlayan iktisadi ve/veya iktisadi olmayan bir nitelikte olur.


Dolayısıyla makro büyüklükteki çitlemeler anlamına gelen sınırlar çizme ve ulus-devletler oluşturma süreci de aslında bir ilksel birikim oluşturmadır. Bu zaten bilinmeyen bir gerçek de değildir. Amerika'yı yeniden keşfetmiş değiliz.

Ancak bu süreç yüzyıl evvel oluşmuştur. Günümüzde üç aşağı beş yukarı bütün çitlemeler tamamlanmış ve ihtilaflı bölgeleri düşünmez isek bu çitlerde değişiklik olmayacağını da söyleyebiliriz demektedir egemen güçler. Ayrıca küreselleşme sayesinde zaten bu sınırların seçici-geçirgen yapısı tamamlanmış, sermaye giriş çıkışı için her zaman açık yapılar oluşmuası da buna gerekçe gösterilebilir. Bu sözler Marx ile çelişmez lâkin işin aslı böyle değildir. Buna kurama ufak bir dokunuştan sonra geçeceğim.

Küreselleşmeye kadar Marx ile çelişmeden gelebildik. Ancak bundan sonra ayrlma ihtiyacı duyacağız çünkü Marx'ın ilksel birikim tanımında ufak bir eksiklik söz konusu. Aslında bu tabi bir eksiklik değil sadece bilimlerin experimentalist yapıları nedeniyle böyledir. Marx'ın böyle bir deneyimi olmaması ve Marx'ın ancak sanayi kapitalizminin doğuşuna denk gelen bir sürede yaşamış olması birikimin sürekliliğini görememesini sebep olmuştur. Teorik bir zaafta olabilir belki ama sonuçta Marx'ın yaklaşımı işimize yaramamaktadır. Marx, ilksel birikimin sermayenin olgunlaşmasıyla birlikte tamamlandığını söyler. Ama yine buna bir itiraz yine yüzyıl önce Rosa Luxemburg tarafından getirldi. O, ilksel birikim sürecinin hiçbir zaman bitmediğini tam tersi daha da şiddetlenerek devam ettiğini söyledi. Son 30 yılda yaşananlar da Luxemburg'u doğrular şekilde. Rosa'nın tekelci düzenin kuruluşunu görmesi experimental avantajı tabi ki...

Son otuz yılda küreselleşme ile birlikte olan en önemli makro boyuttaki gelişme Sosyalist Bloğun çözülmesi ve dağılan devletlerin birden çok devlet doğurması, enternasyonal yapıların bozulması. Bir diğeri ise kamusal alanın ve birikimlerin tasviyesi ve özelleştirilmesi yoluyla tekellere devri. Üçüncüsü ise emek-tekeller çelişkisinde yine birinci gelişme ile ilişkili olarak tekeller leyhine bir kayma olması. Bu üç süreç birbirinin derinleşmesini de sağlamakta kapalı bir girdap sistemini oluşturmakta.(2)

Küreselleşme ile birlikte yüzyıl evvel kurulan birçok devletin(3) genetik olarak tekellerin işine yaramaz hale gelmesi mikro-milliyetçiliğin önünü açtı ve beslenmesinin bizzathi tekeller tarafından organize edilmesini mübah kıldı. Ayrıca bu devletlerin önemli bir çoğunluğu Sosyalist Blok'ta olsa da bunların dışındaki birçok ülkede de bu tip hareketler görülmekte.(4) Dolayısıyla çitlemelerin değişmesi durumu söz konusu olmakta. Çitleme ilksel birikim demektir. Demek ki tekeller her zaman çitleme yapmak zorundadır ve çitleme süreklidir, tekellerin huyudur.

Üçüncü saydığıma ikinciden önce değineceğim. Zira bunun nedeni ikincinin üçüncüden daha çok bu dönemin sorunu olması. Üçüncüde daha zaman üstü bir karakter söz konusu. Sermayenin var olduğu hem kapitalist hem de tekelci düzende varlığını sürdüren bir durum. Ancak tekelci düzende bu çelişkideki keskinleşme ve saflardan birinin diğeri üzerindeki hegamonyası neredeyse mutlaklaşmış durumda. Kapitalist rejimde ayaklanan ve devrimler yapan proletaryanın artık ufak bir hak arama mücadelesine dahi destek vermemesi bundandır. Sendikalı işçi sayılarındaki azalma kaygıdan öte hislere sevkedecek durumdadır. Proletarya tekellerin restine kabul demiştir. Esnek çalışma, reel ücretlerin giderek azalması, sosyal güvenlik sistemlerinin küçültülmesi(5) ve emekliliğin zorlaştırılması bu dönemde fora etmiştir. Emeğe el konulması yani ilksel birikim devam etmektedir.

İkincisi ise tekelci düzene özgü bir gelişmedir. Bunun nedeni ise kapitalizmden tekelci düzene geçişte tekeller için bir dönem sadece vekalet etmiş devlet tarafından elde bulunan bazı sektörlerin ve kurumların, ek olarak da eğitim ve sağlığın tekellerin eline geçtiği bir dönemdeyiz. 2. Büyük Savaş sonrasında bir geçiş modeli olan Keynesyen Ekonomi Modeli ve onun maddi tezahürü "Sosyal Devlet" anlayışının 80lerle başlayan tasfiyesi sayesinde Tekeller aynî sermayelerini artırmaya kaldıkları yerden devam etmişlerdir. Eğitim ve Sağlık gibi hakların tasfiyesi ile birlikte Su-Elektrik-Ulaşım gibi kamu hizmetleri ile Barınma haklarına saldırı yine bu döneme özgüdür. Yine bu şekilde üçüncü dünyada tarım sektörünün bitirlmesi ve hammade ihracına dayalı borç rejimleri dayatılarak tasfiyeden de para kazanmak amaçlanmış ve bu amaca da ulaşılmıştır.(6) Bu birikime tekeller, esnek birikim adını vermekteler. Kamunun küçültülmesi ve devlet kontrolünün piyasadan kaldırılması şeklinde kutsanan bu anlayışın aslında ilksel birikimden niteliksel bir farkının olmadığı çok açıktır. Mikro boyutta çitlemelerdir. Çitleme birikimdir.

Dolayısıyla Marx'ın göremediği birikim tekelci düzen kurulurken Rosa ile karşımıza çıkıyor. Rosa deneyimi teoriye çeviriyor, çevirirken Marx'a itiraz ediyor. Önümüzü açtığı kesindir. İlksel Birikim sermayenin huyudur ve tekelci düzenin var olmasıdır.


Dipnotlar:

(1) İlkel ve İlksel birikim tartışmasının safi bir idealizm olduğu çok açıktır. Marx'tan daha fazla sol-Hegelciliktir. Birikim birikimdir ve devam etmektedir. Ama yine de ilksel birikim daha kabul edilebilir ve Marx'ın kuramına uyandır. Orijine gönderim vardır.

(2) Burda girdap kelimesini kullanırken çok tereddüt ettim. Asıl yazmak istediğim karadeliktir. Ancak umutsuzluk fikrini barındırdığı için vazgeçtim. Girdap ışığı ve aydınlığı abzorbe edemezken karadelik herşeyi bünyesinde absorbe eder ve kendisine benzetir. Bir diğer yandan kabiliyetli bir kaptan ve mürettebat bir girdaptan kurtulubilirken, karadelikten kurtulmak mümkün değilir. Karadelik demek hegamonyayı kabul etmektir.

(3) Bu devletler genelde 1. Büyük Savaş sonrası kurulmuş olsalarda yüzyıl içindeki asıl karakterlerini 2. Büyük Savaş sonrasında kazanmışlardır.

(4) Etnik mikro-milliyetçiliklerle birlikte var olan devletlerde rejim değişikliği ile sermaye artırımı da söz konusudur. Rejim değişikliğini yerli işbirlikçiler yoluyla yapıldığı (Sovyet coğrafyasında Turuncu devrimler silsilesi, Türkiye'deki Kemalist Rejim tasfiyesi, Arap Baharı denilen ayaklanmalar silsilesi) işi kolaylaştırırken, Irak gibi bunun mümkün olmadığı veya Yugoslavya gibi işlerin kontrolden çıktığı durumlarda askeri müdahale de söz konusudur.

(5) Sosyal güvenlik sistemlerinin tasfiyesi emekçilere yönelik saldırıdur ve ikinci gelilmeyle ilişkiyi gösterir. Tekellerin özel sigorta şirketlerine kayış zorlanmakta ayrıca geleceğin emekçiler açısından flulaşması sağlanmakta. Emekliliğin zorlaştırılması ve emeklilik yaşının artıtılması bunun içindir. Geleceksiz prolater daha fazla çalışmak zorundadır.

(6) Doğu Afrika'daki açlık ve Türkiye'nin Angus ithali burdan anlaşılmalıdır.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Mate'li Ubuntu 14.04.1: Aslı Varken Taklidine Kim Bakar?

Malumu olanlar bilir, Ubuntu 14.04 sürümünden beri Linux Mint ekibinin geliştirdiği Gnome 2 çatallaması Mate masaüstü ortamını da portföyüne ekledi.

Hafif ve eskiden beri Gnome kullanan gavurcası "geek user" diye tabir edilen kitleye hitap eden bu nostaljik masaüstü, Gnome 3 ile gelen Ubuntu'nun  Unity ve Gnome Shell arayüzlerine ısınamayan bu kitleye ilaç gibi gelmişti. Birlikte doğan kardeşi Cinnamon ise bir Gnome Shell çatallaması olarak doğdu fakat sonradan büyük ilgi görünce Linux Mint ekibi işi büyütüp ayrı bir masaüstü ortamına dönüştürdü Cinnamon'u.

Delik Dünya Problemi

Şimdi bazı hayal dünyasında yaşayan zevat diyor ki: Dünyayı matkapla tenis topunu deler gibi bir noktadan delip tam karşı noktadan çıksak sonra da bu kuyuya atlasak başımıza ne iş gelir? Gelin gundiler açıklıyoruz. Öncelikle dünya yüzeyi uzaktan düz gibi dursa da bildiğiniz üzere Everest ile Mariana çukurunun rakım farkı 17000 km. Öyle çok düz bir yer değil ama biz farzedelim ki teknolojimiz imkan verdi ve deniz seviyesinde ve denizden yeteri kadar uzaktaki bir kara parçasından delmeye başlayıp yine deniz seviyesinde ve denizden yeteri kadar uzakta bir noktadan çıktık. Önce başımıza gelecek şey çukurun atmosferi yutacak olması. Ayrıca magmadan çıkan gazlarla dünya yaşanmaz falan olur ama gelin biz yine iyimser olalım ve atmosfer yerinde dursun hiç o deliğe kaçmasın; çekirdek, magma falan çok sıcak olmasın yani şöyle anlatayım ben siz gevşek ruhlulara: haziran ayında İzmir'de sahilde hafif meltem eserkenki sıcaklıkta olsa bizim deliğin içi. İki şeyden yırttık: hava sürtünmesi ve ma…

MacOS ile Dört Ay

Mac’e geçişimin üzerinden dört ay geçmiş ve ben fark ettim ki bundan hiç bahsetmedim. Ben de bu işi dört ay sonra yapayım dedim. Bu yazacaklarım profesyonel bir karşılaştırma yazısından daha çok gündelik kullanımlarda hayatımda nelerin değiştiğini tespit etmekten başka bir şey değil. Böylece son-kullanıcı tartışmalarına da bir yönüyle katkıda bulunmak istedim.