Ana içeriğe atla

Türk Gericiliğinin Bitmeyen Ütopyası: Yeni-Osmanlıcılık

Herşey 24 Temmuz 1908'de başladı belki de. O gün Enver Paşa ve Resneli Niyazi öncülüğünde İttihatçılar yaz sıcağında büyük bir adım atıyorlardı. En sıcak işlerden birini, dağdan inerek bu toprakların ilk devrimini yapıyorlar; askıdaki meclisi basıp padişah II. Abdülhamit'i tekrar meclisi açmaya ve seçimleri yapmaya zorluyorlardı. Osmanlı gericiliği 31 Mart'a (Şimdiki takvimle 13 Nisan 1909) kadar dayandığında ilericileri yine başkent dışından kurtarıcılar kurtarıyorordu ve Hareket Ordusu gericileri püskürtüyordu. Kurmay başkanı tesadüf olmasa gerek Kemal Paşa'dır.


Koca savaşlar döneminden (1910-1922) sonra Ankara'daki kurtarıcı meclis artık Osmanlı hanedanın hanedan olmadığını çok çarpışmalı toplantılar dizisinden sonra ilan etmesi ile Osmanlı gericiliği büyük bir kan kaybına uğruyordu. Ama kan kaybı kini de beraberinde getiriyordu. Tönnies'in teorisine atıf edercesine "gerici cemaatçiler" (Burda cemaat her iki anlamını da taşımaktadır. Çeviri sıkıntısının getirdiği bir ekonomiklik sadece.) bu kan davasını çok ama çok ciddiye alıyorlardı. Kemalistler ise 1926'da temizlediklerine inandıkları gericiliği hiç ciddiye almayıp bir de üstüne Ergenekon Davası'na prova yaparcasına komünist ve ittihatçı temizliğini de yapınca tüm ülkenin kendilerinin olduğunu sanıyorlardı.

Ancak Kemalistlerin düşündüğü şeyler İkinci Büyük Harp ile hayal olurken Osmanlı mirası gericiliğe gün doğuyordu. Türkiye sağı kökleri sağlam bir şekilde savaş sonrasında Zümrüd-ü Anka gibi yeniden küllerinden doğduğunu ilan ederek DP'yi kuruyor artık işini legal ve az zamanda büyük bir menzil kaydetmenin öz güveniyle yapıyordu.

Neyse canım biz de teknolojiden faydalanıp bandı ileriye saralım. 1980'in sonlarına gelindiğinde artık "Türk İlericiliği" belki de fiili iflasını ilan ediyor, neredeyse tüm kadrolarıyla cumhuriyet maphuslarını şenlendiriyordu. Artık dışarıdan da deh dendiğini duyan gericilik 60lar ve 70lerde tırıstaki kır atı şaha kaldırıyor, Doğru Yol'u buluyor ve "Anavatan"larından aldıkları mirası 2000lere taşıyordu. Ama bu arada o Osmanlıcılık nosyonu azalmak şöyle dursun artıyor, retro tarih anlayışı ile katışık ordu bünyesine mehter bölüğü ekliyordu. Artık kendilerine çüş diyecek kalmamıştı. Zaten Ulus-devletler fikren bitmişlerdi. Koca komünist Sovyetler'de bittiğine göre tırsacak ve tepelenecek birşey kalmamıştı.

İşleri bozan birkaç Soğuk Savaş artığı dinozordan kurtulmanın yolunu da iyi buldular netekim. 2002 sonlarına gelinirken değişim kelimesi destursuz kullanılmaktan değerini kaybedip tedavülden kaldırılan bozuk paralara dönmüştü. En akından AKP tek başına iktidarını almış ve attan inip arabaya binmiş gericiliğin temsilciliğini mükemmel bir biçimde yapmaya başlamıştı. 2007 de daha evvel söylediğimiz gibi kendini kuvvatlandırıp "ak"lan(dır)an AKP artık teorik tartışmalarını aşikarane yapmaya başlıyordu. Tekrar Osmanlıyı diriltme projeleri ortada dolaşıyor, BOP eş-başkanlığı ilan ediliyordu.  2007 muvaffakiyeti bir Reichstag Davası ile taçlandırılıp eski gericilerin milis güçleri de temizleniyor, Kemalist pratikten ders alınıp içine Kemalistleri de dahil ediyorlardı. Kürtler öne sürülüp şipşak vesikalıktan daha hızlı çıkan terörle mücadele ve bağlı yasalar artık gerici olmayan ya da gericilikte tereddüt eden, bu mecrada artık eskimiş ancak "bu işlerden emekli olmamakta" inatçı olan herkese uygulanıyordu.

Demem o ki gericilik hiç soluk kesmeden bir kinle bu günlere geliyordu. Davutoğlu nam hariciye vekili Arap ülkeleri aralasında mekik dokumaktan bakanlık makamına oturamazken Arap ülkeleri birbir ayaklanmaya başlıyor. Demek ki Osmanlı bakiyesi her ülkede koordineli çalışıyor. Bugün Habertürk televizyonu expansiyonist ve ikincil-emperyalist politikaları normalize etmek için Yiğit Bulut yönetiminde çalışırken ben de kafamdaki tarih kitabını bloga yazayım dedim. Hala tükenmediğimizi göstermek istedim...

(Devamı Gelecek)

Bu blogdaki popüler yayınlar

Delik Dünya Problemi

Şimdi bazı hayal dünyasında yaşayan zevat diyor ki: Dünyayı matkapla tenis topunu deler gibi bir noktadan delip tam karşı noktadan çıksak sonra da bu kuyuya atlasak başımıza ne iş gelir? Gelin gundiler açıklıyoruz. Öncelikle dünya yüzeyi uzaktan düz gibi dursa da bildiğiniz üzere Everest ile Mariana çukurunun rakım farkı 17000 km. Öyle çok düz bir yer değil ama biz farzedelim ki teknolojimiz imkan verdi ve deniz seviyesinde ve denizden yeteri kadar uzaktaki bir kara parçasından delmeye başlayıp yine deniz seviyesinde ve denizden yeteri kadar uzakta bir noktadan çıktık. Önce başımıza gelecek şey çukurun atmosferi yutacak olması. Ayrıca magmadan çıkan gazlarla dünya yaşanmaz falan olur ama gelin biz yine iyimser olalım ve atmosfer yerinde dursun hiç o deliğe kaçmasın; çekirdek, magma falan çok sıcak olmasın yani şöyle anlatayım ben siz gevşek ruhlulara: haziran ayında İzmir'de sahilde hafif meltem eserkenki sıcaklıkta olsa bizim deliğin içi. İki şeyden yırttık: hava sürtünmesi ve ma…

"Linux Kullanmak Zor Abi!"

Bu yazı bir yazı dizisinin ilk bölüm olarak düşünüldü. Yazı dizisinin öncelikli hedefi Linux'un zor bir işletim sistemi olduğu yargısını yok etmek ve bu konu özelindeki bazı ayrıntılara değinmek. Ayrıca yazı sırasında bazı terimleri okuyucuya referanslarla tanıtmak hedeflenmiştir.

Kime bir Linux dağıtımı kurmasını önersem başlıktaki tepkiyi alıyorum. Zor mu gerçekten? Tabii ki... Ama bilgisayarı ilk eline alan ön yargısız bir kişi için "herkesin gözdesi Windows",veya Mac Os ile herhangi bir Linux dağıtımının zorlukları aynıdır. Annem bilgisayar kullanmaya evdeki Ubuntu yüklü bilgisayarda başladı ve şu anda hala Ubuntu kullanıyor. Kaldı ki Linux'a geçmesini önerdiğim bu insanların bir çoğu bilgisayara yabancı insanlar değiller ve Windows ya da Mac Os kullanıyorlar. Fakat yine de zor buluyorlar Linux'u kullanmayı. Neden peki?


İlk önce bunlardan bir kısmı elinde bir Linux dağıtımı olan Android işletim sistemli cep telefonlarını kullanıyorlar. Fakat ne kullandığını b…

Linux Kullanmak Zor Abi II: Terminal Alerjisi

“21. yüzyılın cahili okuyup yazamayanlar değil, aynı zamanda öğrenemeyen, (yanlış öğrendiklerini T.Q.) unutamayan ve yeniden öğrenemeyenler olacaktır.” ― Alvin Toffler İlk yazıda linux kullanmak zor diyen insan tiplerini anlatmıştım. Bu yazıda ise "Linux'u zorlaştıran" en önemli faktör terminal "kullanma zorundalığından" bahsedeceğim.


Birçoğumuz memurluk denen bir zihniyetten bahsederiz. Aslında böyle bir şablon yoktur. Temelinde muhafazakarlığın bulunduğu bir yaşam tarzıdır bu ancak toplumda böyle adlandırılır. Bunun en temel özelliği ise düzenin (rutinin ve alışkanlıkların) bozulmasından korku ve bu rutinin bozulmaması için az ile idare etme halidir. Bunun için mesela seyahat etmek, tayin istemek hatta hatta aynı kurumda birim değiştirmek bile bir rutin bozucu olduğundan hoş görülmez. Tabii ki istikrar belli oranda gereklidir fakat bu istikrar için vasata hatta vasat altına  kanaat getirme işi tam tabiriyle eblehliktir. Üstelik bu azla yetinme ve alışkanlı…