Ana içeriğe atla

Bir Seçim Yazısı 3

Son biri iki günde olanlar seçimin ardından gelmesini beklediğimiz olaylardı. Hatip Dicle'nin vekilliğinin düşürüleceği çok aşikardı. Ancak olaya başka şeyler de damgasını vurdu. Ergenekon'un yüce, pek özel ve güzel yetkilere sahip mahkemesi Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal'ın tutukluluklarının kaldırılmasını reddeti. Medya bunu "Cumhuriyet Tarihi'nin ilki" olarak lanse etti. Gelelim bu ufak girişten sonra bunu nasıl anlayacağız faslına.

Son genel seçimin en büyük galibi olan Emek ve Demokrasi Platformu adayları mecliste etkili bir muhalefet yapacağı düşünülen tek gruptu. Bu muhalefete de meclis çalışmaya başlamadan da başladılar gibi. Aldıkları boykot kararı ise tam bir siyasi kumar bence. Aslında bir bakıma da parlementodaki diğer partilerin vicdan göstergesi de bu boykot süreci. Bu boykot'un kendilerine ağır geleceğini saklamaya ihtiyaç duymayan AKP zaten Hatip Dicle'nin vekilliğinin düşmesi için ilk dilekçeyi de YSK'ya gönderen parti olarak işleri alttan alta götürüyor. Yani vicdan bir yana vicdansızlığın kitabını 24. dönem Millet Meclisi'nde de yazmaya devam ediyorlar. Kendi Başkanları muhtar dahi seçilemeyecek durumdayken bir hukuksuzlukla iptal edilen Siirt seçimlerine aday olduğundan bu yana bir hayli yol almanın pervazsızlığı ile artık destroyer sıfatını hakketmek için kendileri ile yarışıyorlar.

Bu durumu ise 2007 yılında seçimlerden önce bazılarını tüm meclisin el birliği ile hallettiği TCK, TMY (Terörle  Mücadele Yasası) , CMUK ve Polis Salahiyet Kanunu değişikliklerinden sonra ön görmek siyasi dehaya ihtiyaç olmayan bir işti. Ancak o zaman terörle mücadele ve benzeri rereröler ortalıkta bilmem kaçıncı karakol baskınından sonra bir yükseliş yaptığı zaman çıkan bu oldu bitti yasalar kışın yenen hurmalar misali "Ergenekon Davası" sürecinde itten türediğini* iddia eden milliyetçilerimizi ve hızlı kemalistlerimizi 2007 yazında bayağı bir tırmalamaya başladı. Nitekim 2007 de başlayan dava hala dalga dalga iddianamelerle sürerken gelip bir daha MHP ve CHP'nin eline patlıyor. Terör gibi tanımı muğlak bir kavram ile yıllardan beri yasa yapıp iktidar sabitlediğini sananlar, o sabitliğin ne kadar süreksiz olduğunu kavrayamadıklarından hızlı bir düşüş yaşıyor ve bu hız nedeniyle  rejime yabancılaştıklarını da kavrayamıyorlar. Ergenekon Davası bu ezberleri bozmaya devam ettikçe yeni rejim sahipleri zevkten dört köşe Nuri Alço edasıyla orgazm sigaralarını tüttürürken, gazozuna Terörle Mücadele hapı atılmış ve uyutulmuş bir anadan gelme parlementocu muhalifler hala yarım yamalak uyandıkları derin uyku sırasındaki naifçe tecavüzden kaçma kaygısındalar.

Dolayısıyla mahkeme ve YSK kararlarından sonra meclisi kendi içinde tutarlı ancak sonuç getireceği muamma bir kararla boykot eden BDP ve boykot kararlılığını gösteremeyeceği aşikar olan bir CHP ile karşı karşıyayız. (MHP ise zaten siyasetsizliği siyaset olarak benimsediğinden kendileri ve hamasi başbakan dışında ciddiye bile alınmayan kasetlerle kan kaybedip pötibör bisküvi arası lokum tadında şakalar ile oy kazanabiliyor. Onları bu nedenle fasulyeden sayıp geçiyoruz.) CHP yine muhalefet abzorbasyon sistemini devreye sokup tutukluluğun devamı halk iradesini hiçe saymaktı bik bik bik deyip biz sükunetle itiraz sonuçlarını bekleyeceğiz manevralarına başladı. İtirazlardan sonuç alınamaması durumda ise CHP çaresiz kalacağını biliyor. Ghandi Kemal'in bir Budist kadar sakin imajının zedelenmesi ise hiç istenmiyor. O nedenle boykot ya da daha farklı sert tepkiler İzmir gibi Akdeniz geleneğinden ayrılamayan CHP seçmenine fevri adımlar ve eşkıyalık olarak geliyor olsa gerek.

CHP'nin cumhuriyeti, kurucusunun kemiklerini sızlatırcasına bu mecliste araması ve tabanından buna ses gelmemesi ise CHP seçmeninin Aziz Nesin geyiklerinin içinde kendilerine yer vermeleri gerektiğini açık açık gösteriyor.  Göremiyorlarsa da sağlık olsun nasıl olsa musibet nasihat mekanizması çok evvelden beri işliyor.

Fiili başkent oluşturma geleneğini kemalistlerden iyi devşiren Kürtler Diyarbekir'de kararlar alırken, kemalistlerimiz hala işgal edilmiş mecliste çalışma yapacaklarını düşünüyorlarsa artık cehaletlerinin sınırının kalmadığı aşikar.

Bu yazı aslında ta başta ilk bölümde bahsettiğim çözümü artık ortaya koyulduğunu da söylüyor. Meclis artık bir kukla tiyatrosudur ve tanınmaması evladır. Yeni başkentin neresi olacağına karar vermek gerekmektedir. Ankara siyasi anlamda yeni bir İstanbul'dur.

* Canis Lupus kurt demektir. Baştaki canis ise latincede it cinsi demek direk Türkçe'ye çevrildiğinde. Bilmeyenlere söyleyelim.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Mate'li Ubuntu 14.04.1: Aslı Varken Taklidine Kim Bakar?

Malumu olanlar bilir, Ubuntu 14.04 sürümünden beri Linux Mint ekibinin geliştirdiği Gnome 2 çatallaması Mate masaüstü ortamını da portföyüne ekledi.

Hafif ve eskiden beri Gnome kullanan gavurcası "geek user" diye tabir edilen kitleye hitap eden bu nostaljik masaüstü, Gnome 3 ile gelen Ubuntu'nun  Unity ve Gnome Shell arayüzlerine ısınamayan bu kitleye ilaç gibi gelmişti. Birlikte doğan kardeşi Cinnamon ise bir Gnome Shell çatallaması olarak doğdu fakat sonradan büyük ilgi görünce Linux Mint ekibi işi büyütüp ayrı bir masaüstü ortamına dönüştürdü Cinnamon'u.

Delik Dünya Problemi

Şimdi bazı hayal dünyasında yaşayan zevat diyor ki: Dünyayı matkapla tenis topunu deler gibi bir noktadan delip tam karşı noktadan çıksak sonra da bu kuyuya atlasak başımıza ne iş gelir? Gelin gundiler açıklıyoruz. Öncelikle dünya yüzeyi uzaktan düz gibi dursa da bildiğiniz üzere Everest ile Mariana çukurunun rakım farkı 17000 km. Öyle çok düz bir yer değil ama biz farzedelim ki teknolojimiz imkan verdi ve deniz seviyesinde ve denizden yeteri kadar uzaktaki bir kara parçasından delmeye başlayıp yine deniz seviyesinde ve denizden yeteri kadar uzakta bir noktadan çıktık. Önce başımıza gelecek şey çukurun atmosferi yutacak olması. Ayrıca magmadan çıkan gazlarla dünya yaşanmaz falan olur ama gelin biz yine iyimser olalım ve atmosfer yerinde dursun hiç o deliğe kaçmasın; çekirdek, magma falan çok sıcak olmasın yani şöyle anlatayım ben siz gevşek ruhlulara: haziran ayında İzmir'de sahilde hafif meltem eserkenki sıcaklıkta olsa bizim deliğin içi. İki şeyden yırttık: hava sürtünmesi ve ma…

MacOS ile Dört Ay

Mac’e geçişimin üzerinden dört ay geçmiş ve ben fark ettim ki bundan hiç bahsetmedim. Ben de bu işi dört ay sonra yapayım dedim. Bu yazacaklarım profesyonel bir karşılaştırma yazısından daha çok gündelik kullanımlarda hayatımda nelerin değiştiğini tespit etmekten başka bir şey değil. Böylece son-kullanıcı tartışmalarına da bir yönüyle katkıda bulunmak istedim.