Ana içeriğe atla

Bir Seçim Yazısı 1


TBMM'ne girecek 550 insanın seçildiği günün ertesindeyiz. Söylenecek o kadar şey var ki. Ama en çok "kemalist"* zırvaların artık biteceğini düşünüyorum. (En azından bu zeka seviyesindedirler diye umuyorum.) Öte yandan bundan yaklaşık 100 yıl evvel barbarlık ve sosyalizm seçeneğini gayet güzel bir pratik test sorusu haline getiren Rosa Luxemburg ablamızı da selamlamayı bir borç bilirim.


İşbu sözün bize sadece seçenekler koymadığını anlatmakla başlasak çok daha makbule geçecek yazdıklarım, zannedersem. Ne diyor Rosa Abla? Barbarlık veya sosyalizm. Başka seçeneğiniz yok. Ama ayrıca biz her karşı devrimin de devrim dinamiklerine sahip olduğunu Marx babanın sakallarını ovuşturarak yazdığını da biliyoruz. Demek ki barbarlaşmak da bir devrimdir ve daha fazla barbarlaşma fikrini de hedef olarak içerir. Dolayısıyla "AKP'nin AKPlileştirmesi" 150 yıl evvel hem de teorik olarak öngörülmüştür diyebiliriz rahatlıkla. Tabiki bu süreç girift ve ayrıntılı bir şekilde işliyor ama 10 yıl evvel ile şu andaki toplumsal yapıya şöyle bir gazete yazısını dahi okumaya üşenir yurdum insanı edasıyla baksanız bile bu farkı göreceksiniz. Değişimin farkında olanlar değişimi fark etmeden yaşayanları kucaklıyorlar.

Öte yandan bu değişime alternatif olduğunu düşünen bir zeka tutulması yaşayan milyonlarca CHP'li de öteki tarafta kafalarını bu barbarlaşma denen tezgahın üstünde zımparalattıklarından mıdır bilinmez hâlâ seçimlerden umut bekliyorlar. Bu umudun tabanda naifçe olduğunu reddedemeyiz. ancak bu umudun pompalanmasına da ihtiyaç vardır. Bu umut, ki tabanın enerjisini hep yanlış yerlere kanalize etmek ve o enerjiyi tüketmek amacını taşıyan toplumsal muhalefeti psikolojik yoldan fark ettirmeden kırma aracı olarak, ucuzcu siyaset pazarlarında 1tl ye satılmaktadır. Ee tabiki bu kadar rahatlıkla edinilen umut seçimin ertesinde aynı rahatlıkla yerle yeksan olmakta ve bir dahaki seçime kadar yeniden üretilmelidir. Bu periyodik fonksiyonun Fourier analizini yapmak matematikçilerin değil de sosyologların işi olsa gerek diye düşünmekteydim bir zamanlar ama onların da kısır teorik tartışmalarla o günü algılayamadan kaçırdıklarını görüyoruz. Hâlâ bize ne oluyor sorusunu etraflıca yanıtlayan bir yazı göremedik. Varsa eğer, rica ederim bana gösterin.

Kemalistler, bu ucuzcu anlayışla alınan umut kalitesiz don lastiği gibi seçim sonrasında hemen sününce, eskiden daha soldaki partilere saldırırlardı. "Oyları bölüyorsunuz.", "Bu şartlarda sosyalizm mi olur?" ve bunun bir ileri versiyonu olan "Bu memlekette sosyal-demokrasiyi kabul ettiremiyoruz nerede kaldı sosyalizm?" feveranlarıyla gerçekleşen saldırılara bu seçim tam bir kapak işlevi de üstlenmiştir. Netekim bağımsızların aldığı tüm oyları da soldan saysak, CHP'yi de sol kabul etsek toplam oy oranı %30un biraz üstünde olacaktır. Sinerji, 2+2=5 etmesi gibi üstün zekalı gerekçeler gösterildiğinde hadi benden de %10 dersek (ki 5 milyon seçmene tekabül etmekte. Nereden bulunacaklar çok merak etmekteyim.) yine %40 olur ki bu da CHP'nin çuvallamasına engel olacak bir oran değildir.

Demek ki CHP ve solundaki seçmen erimektedir. Bunun artık görülmesi gerekmektedir. Mum gibi eriyen bu seçmenin yağı nereye akmakta onu bilemem ama seçim sonrası zafer sarhoşu ulemadan Kuzu Burhan "Baraj istikrar için gereklidir." deyu naralar atıyorsa barajı geçen ve bu "Barajlı d'Hondt Sistemi" sayesinde sandalyasını artıran CHP'nin kendilerine rakip olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. CHP muhalefetini bir pertürbasyon olarak algıladıkları ve bu pertürbe terimin de AKP enerjisine pozitif yönde katkı yaptığını rahatlıkla yine bu naraların gelişinden algılayabiliriz.

Bu ilk yazı ile anlatmaya çabaladığım şey özetle şuydu: Sandık artık tek başına bir çözüm değildir. Mecliste konuşan insanlar olması (nasıl konuştukları da önemli ama) güzeldir amma ve lakin konuşmalar halkın kafasında bir anlam ifade etmiyorsa , antik bir trajedinin serf kalabalığına karşı oynandığına dalalettir bu. Bir sonraki yazıda hâlâ CHPci olup: "Bir çözüm öner. Öyle got got konuşarak horozlanma." diyenlere sesleneceğim. Şimdilik iyi günler...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Mate'li Ubuntu 14.04.1: Aslı Varken Taklidine Kim Bakar?

Malumu olanlar bilir, Ubuntu 14.04 sürümünden beri Linux Mint ekibinin geliştirdiği Gnome 2 çatallaması Mate masaüstü ortamını da portföyüne ekledi.

Hafif ve eskiden beri Gnome kullanan gavurcası "geek user" diye tabir edilen kitleye hitap eden bu nostaljik masaüstü, Gnome 3 ile gelen Ubuntu'nun  Unity ve Gnome Shell arayüzlerine ısınamayan bu kitleye ilaç gibi gelmişti. Birlikte doğan kardeşi Cinnamon ise bir Gnome Shell çatallaması olarak doğdu fakat sonradan büyük ilgi görünce Linux Mint ekibi işi büyütüp ayrı bir masaüstü ortamına dönüştürdü Cinnamon'u.

MacOS ile Dört Ay

Mac’e geçişimin üzerinden dört ay geçmiş ve ben fark ettim ki bundan hiç bahsetmedim. Ben de bu işi dört ay sonra yapayım dedim. Bu yazacaklarım profesyonel bir karşılaştırma yazısından daha çok gündelik kullanımlarda hayatımda nelerin değiştiğini tespit etmekten başka bir şey değil. Böylece son-kullanıcı tartışmalarına da bir yönüyle katkıda bulunmak istedim.

"Linux Kullanmak Zor Abi!"

Bu yazı bir yazı dizisinin ilk bölüm olarak düşünüldü. Yazı dizisinin öncelikli hedefi Linux'un zor bir işletim sistemi olduğu yargısını yok etmek ve bu konu özelindeki bazı ayrıntılara değinmek. Ayrıca yazı sırasında bazı terimleri okuyucuya referanslarla tanıtmak hedeflenmiştir.

Kime bir Linux dağıtımı kurmasını önersem başlıktaki tepkiyi alıyorum. Zor mu gerçekten? Tabiki... Ama bilgisayarı ilk eline alan önyargısız bir kişi için "herkesin gözdesi Windows",veya Ios ile herhangi bir Linux dağıtımının zorlukları aynıdır. Annem bilgisayar kullanmaya evdeki Ubuntu yüklü bilgisayarda başladı ve şu anda hala Ubuntu kullanıyor. Kaldı ki Linux'a geçmesini önerdiğim bu insanların bir çoğu bilgisayara yabancı insanlar değiller ve Windows ya da Ios kullanıyorlar. Fakat yine de zor buluyorlar Linux'u kullanmayı. Neden peki?


İlk önce bunlardan bir kısmı elinde bir Linux dağıtımı olan Android işletim sistemli cep telefonlarını kullanıyorlar. Fakat ne kullandığını bilmeme bi…