Ana içeriğe atla

Doğa, Bahar ve Tembellik Hakkı Üzerine Teati

Doğa nedir? Felsefe Terimleri Sözlüğü'nden kopya çekersek eğer; " 1. Her var Ana olmak kendisine pek yaraşmakta.
olanın doğuşunda özünü kuran şey. 2. İnsanın koyduğu kuruluşlar, biçimlerle (kültür, sanat, teknik) karşıtlık içinde, kendi kendine oluşan, biçimlenen. 3. İnsanın karşısında olan, ona yabancı, bu yüzden de bilinmeyen, kendi gücünün üstünde olan, onun dışında olan. 4. Koyumların (konulmuş olanının = thesei) karşısında, kendiliğinden olan; yapma olana karşı doğal olan. 5. Duyulur, algılanır dış nesnelerin tümü. 6. Evren. 7. Herşeyi kuşatan gerçekliğin tümü (doğa ya da Tanrı). 8- Yaratıcı, oluşturucu güç. 9- Doğurucu, besleyici, koruyucu "doğa ana." 10- Doğa bilimlerinin konusu olarak, değerlerin dışında olan gerçeklik: canlı ve cansız doğa. 11. Nedensellik yasasının egemen olduğu alan. 12- Düşüncel (ideal) varlıklardan ayrı olarak gerçek olanın varlıkbilimsel ilkesi. 13. Bir bireyin kendine özgü çizgilerinin tümü; bir bireye özgü olan nitelikler, özel belirtiler. 14-Bir varlık türünde bireysel ya da toplumsal deneylerle kazanılmış olana karşıt olarak, onda doğuştan olan, kendiliğinden olan her şey. 15-(Varoluşçu felsefede) Bireyde özgür istençten bağımsız olan; ama insan, özü bakımından özgürlük olduğuna göre, onda baştan olmayan, Özgürlük, insanın kendisine bir doğa kazandırmasıdır, ya da sonsuz doğa olanaklarından birini seçmesidir." sonuçlarına ulaşıyoruz. Hepsi ama öyle ama böyle doğru tanımlar fakat asıl sır, sözcüğün kökeninde. Doğmak fiilinden türetilmiş. Demek ki doğa fikrine ilk nail olanlar doğmak eyleminin onun temeli olduğunu düşünmüşler ve demek ki doğa doğurgan bir şey. Yani feminen bir kavram ve

Güzel; o zaman bu Doğa Ana'nın hamile kaldığı bir süreç de olmalı. Ee, var tabi. Doğa'nın hamile kalışına eskiler "Cemre" demişler. Doğa'nın yaklaşık iki haftalık gebeliği ise Ekinoksla son bulur ve nur topu gibi nice oğlan ve kızlar doğurur. "Ekinoks" ise latince kökenli ve tam çevirisi "Eşgece"... Sonuçta gündüz gözlem yapamayan dönem bilginleri açısından mantıklı bir isimlendirme.


Eşgece veya modern adlandırılış ile "Gündönümü" çok enteresan bir milat oluyor dünya üzerindeki hayat için. Doğa saatini o kadar iyi ayarlıyor ki 24 saatten az bir farkla hep aynı zaman da çıkartıyor çocuklarını. Bahar'ı başlatıyor.

"Bahar", Farsi'de Arabi "Baha" köküne "-rı" eki eklenerek türüyor ki manası; 1. Güzellik, zariflik. 2. Parıltı... Demek ki bahar fikri ise güzellik fikrini içinde barındırmakta eskiler için. Yani loğusa Doğa Ana güzelleşmiş demektir. Demek ki doğuran her kadın da güzelliği ve zarifliği içinde barındırır.

Cemre, genellikle memelilerin genelinin çiftleşme dönemine denk gelir. Eski takvimde ise Şubat ayının sonlarına rastlar. Burdan çıkarılabilecek şey ise, bir memeli olarak insan'ın da bu dönem de sevişme isteği duymasının çok doğal olmasıdır. Ve Ekinoks insanın genlerindeki işlemci saatinin tıklaması gibi bir sinyal gönderir bünyeye. Boşa değildir o klişe "Gelir bahar ayları, gevşer gönül yayları." sözü.

Ve akla hemen Sait Faik'in o müthiş şiiri, "Şimdi Sevişme Vakti" geliyor. Ve şimdi ben de bağırmak istiyorum herkese; mevsimin para kazanmak değil, sevişme vakti olduğunu.

Bahar en güzel tembellik hakkı dönemidir. Sevişme ise en güzel tembellik hakkı kullanımı. Doğanın bizden beklediği en güzel görevi yerine getirmenin zamanıdır bahar. Ve bahar bizler için sevişmek ise; güzelleşme ve zarifleşmek de sevişmektir. Haykırmak gerekir bunu tüm softalara, yasakçılara ve Doğa Ana'yı unutmuş hayırsız evlatlara. Haykırmak lazım: Bahar'ın "para kazanmak değil, sevişme vakti" olduğunu.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Mate'li Ubuntu 14.04.1: Aslı Varken Taklidine Kim Bakar?

Malumu olanlar bilir, Ubuntu 14.04 sürümünden beri Linux Mint ekibinin geliştirdiği Gnome 2 çatallaması Mate masaüstü ortamını da portföyüne ekledi.

Hafif ve eskiden beri Gnome kullanan gavurcası "geek user" diye tabir edilen kitleye hitap eden bu nostaljik masaüstü, Gnome 3 ile gelen Ubuntu'nun  Unity ve Gnome Shell arayüzlerine ısınamayan bu kitleye ilaç gibi gelmişti. Birlikte doğan kardeşi Cinnamon ise bir Gnome Shell çatallaması olarak doğdu fakat sonradan büyük ilgi görünce Linux Mint ekibi işi büyütüp ayrı bir masaüstü ortamına dönüştürdü Cinnamon'u.

MacOS ile Dört Ay

Mac’e geçişimin üzerinden dört ay geçmiş ve ben fark ettim ki bundan hiç bahsetmedim. Ben de bu işi dört ay sonra yapayım dedim. Bu yazacaklarım profesyonel bir karşılaştırma yazısından daha çok gündelik kullanımlarda hayatımda nelerin değiştiğini tespit etmekten başka bir şey değil. Böylece son-kullanıcı tartışmalarına da bir yönüyle katkıda bulunmak istedim.

"Linux Kullanmak Zor Abi!"

Bu yazı bir yazı dizisinin ilk bölüm olarak düşünüldü. Yazı dizisinin öncelikli hedefi Linux'un zor bir işletim sistemi olduğu yargısını yok etmek ve bu konu özelindeki bazı ayrıntılara değinmek. Ayrıca yazı sırasında bazı terimleri okuyucuya referanslarla tanıtmak hedeflenmiştir.

Kime bir Linux dağıtımı kurmasını önersem başlıktaki tepkiyi alıyorum. Zor mu gerçekten? Tabiki... Ama bilgisayarı ilk eline alan önyargısız bir kişi için "herkesin gözdesi Windows",veya Ios ile herhangi bir Linux dağıtımının zorlukları aynıdır. Annem bilgisayar kullanmaya evdeki Ubuntu yüklü bilgisayarda başladı ve şu anda hala Ubuntu kullanıyor. Kaldı ki Linux'a geçmesini önerdiğim bu insanların bir çoğu bilgisayara yabancı insanlar değiller ve Windows ya da Ios kullanıyorlar. Fakat yine de zor buluyorlar Linux'u kullanmayı. Neden peki?


İlk önce bunlardan bir kısmı elinde bir Linux dağıtımı olan Android işletim sistemli cep telefonlarını kullanıyorlar. Fakat ne kullandığını bilmeme bi…