Ana içeriğe atla

Yılbaşı

İnsanoğlu pek garip. Sürekli bir uzayı hiç bir zaman tasavvur edemez. Hep bir şekilde kesiklileştirir. Ancak istisnadır ki kuantum kuramı henüz tam manasıyla anlaşılamamış belki de tek kesikli anlayışa sahip kuramdır. (ustalarının tevazusu da göz önüne alınırsa)

İnsanlık sayma sayıları denen pratik sayıları gündelik hayatın içerisinden çıkardı. Gündelik hayat insana büyük oyunlar oynadı ve bu oyunun kafa karışıklığını bir çok dilin çoğul ve tekil isimleri sınıflandırmasından sezebiliyoruz. Doğada sayılabilen ve sayılamayan nesneler mevcut. Ancak insanlık durmaz ve soyutlama yetisyle ölçmeyi icat eder. Bu sefer de ölçme işi yine discrete olarak bölünmüş bir referansa göre bir nevi sayma işidir. Ama insanlık, çok enteresandır ki, buna rağmen ölçtüğü nesneyi yine sürekliliği ile algılar ve kullanır.


Bunlardan en kompleks ve anlaşılmaz olanı ise "zaman"dır. Zaman mükemmel bir soyutlama ürünü olarak henüz insanlığın çözemediği tek olgudur. Bu o kadar kabul edilmiş çözümsüzlüktür ki onu mitolojik ve metafiziksel mecraların konusu haline getirmiştir. Tüm hız anlayışlarımız ona göredir. Zaman hem "hızlı" (zamanı zamana göre ölçme işi veya birim zamanda zamanın akış miktarı...) akışı ile bir şeytan hem de o "hikmetinden sual olunmaz" yapısıyla tanrılaşmıştır. Kendisini diğer uzamların yanına çeken Einstein dahi onun doğası karşısında dehşetler içindedir. Zaman çok ilginçtir.

Gelelim bu "Zaman" denilen olguyu insanlar biraz evvel anlattığımız şekilde saymaya başlamaları başka soyutlamaları da beraberinde getirdi. (İnsan soyutlama makinesidir.) Takvimcilik denen bir illet yıllar yılı insanlığa hakim oldu.
Yeni düzenler kendilerine göre bir takvim yapma fikrine sahipti. En son Fransız Devrimi'nin "Devrim Takvimi" girişimi 1806'da hüzünle yine takvim yapraklarının arkasına konu olacak şekilde yok olduğundan beri insanlık takvim yapma işlerinden vazgeçti.

Takvimler yeni soyutlamalar demektir dedik. Bunlardan en önemlisi hiç şüphesiz ki "yıl başları". Ve yine bilmekteyiz ki sürekli ve sonsuz bir uzayda her başlangıç bir son ve her son ise bir başlangıç tanımlar. Dolayısıyla bu kısır döngünün aşılması ancak yine her bir yıla yeni bir ad vermekle mümkündür. Bu da yılın sayısıdır. (İnsanlık hala soyutluyor.) Referans aldığı sıfır noktasından bir şekilde sayarak yılları tanımlayan insan her yılın başına yine büyük soyutlamalarla (gittikçe soyutlamalar matematiğin dilini de terkeder.) kutsal mitolojik anlamlar yüklerler. Büyük mitolojik varlığın içine binlerce mitolojik anlam dolar.

Demek ki yılbaşı mitolojiktir. Bir tapınma ve ritüeller günüdür. Zamanın sürekliliği algılamaya engel bir mekanizma, discreteleştirerek insanı bir soyutlama ile daha doğaya yabanclışatıran gündür. İnsanı doğaya yabancılaştırmayan soyutlama yoktur. İnsanlık soyutlamalar ile zihnini işletir. Fakar insanlığın bildiği bir şey daha varki bir önceki rejimin soyutlama yöntemi terk edilir. Yılbaşılar neden bundan azade olsun?

Sürekliliğin olduğu yerde kesikli hesaplar hep hatalıdır. Hata yapmamak imkansızdır. İşte devrimi burda anlar insan. "Diferansiyel Matematik" süreklilğin ve limitin hakimiyetini sağlamıştır. O zamanın her anını bir diğerinden farklı görmeyen müthiş bir eşitleme ustası olmuştur. Bu yaklaşık 400 yıllık fikre biganelik insanlığın neden tutsaklaştığının da bir anlamda göstergesidir. Tüm fikir babalarını saygıyla anıyoruz.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Mate'li Ubuntu 14.04.1: Aslı Varken Taklidine Kim Bakar?

Malumu olanlar bilir, Ubuntu 14.04 sürümünden beri Linux Mint ekibinin geliştirdiği Gnome 2 çatallaması Mate masaüstü ortamını da portföyüne ekledi.

Hafif ve eskiden beri Gnome kullanan gavurcası "geek user" diye tabir edilen kitleye hitap eden bu nostaljik masaüstü, Gnome 3 ile gelen Ubuntu'nun  Unity ve Gnome Shell arayüzlerine ısınamayan bu kitleye ilaç gibi gelmişti. Birlikte doğan kardeşi Cinnamon ise bir Gnome Shell çatallaması olarak doğdu fakat sonradan büyük ilgi görünce Linux Mint ekibi işi büyütüp ayrı bir masaüstü ortamına dönüştürdü Cinnamon'u.

Delik Dünya Problemi

Şimdi bazı hayal dünyasında yaşayan zevat diyor ki: Dünyayı matkapla tenis topunu deler gibi bir noktadan delip tam karşı noktadan çıksak sonra da bu kuyuya atlasak başımıza ne iş gelir? Gelin gundiler açıklıyoruz. Öncelikle dünya yüzeyi uzaktan düz gibi dursa da bildiğiniz üzere Everest ile Mariana çukurunun rakım farkı 17000 km. Öyle çok düz bir yer değil ama biz farzedelim ki teknolojimiz imkan verdi ve deniz seviyesinde ve denizden yeteri kadar uzaktaki bir kara parçasından delmeye başlayıp yine deniz seviyesinde ve denizden yeteri kadar uzakta bir noktadan çıktık. Önce başımıza gelecek şey çukurun atmosferi yutacak olması. Ayrıca magmadan çıkan gazlarla dünya yaşanmaz falan olur ama gelin biz yine iyimser olalım ve atmosfer yerinde dursun hiç o deliğe kaçmasın; çekirdek, magma falan çok sıcak olmasın yani şöyle anlatayım ben siz gevşek ruhlulara: haziran ayında İzmir'de sahilde hafif meltem eserkenki sıcaklıkta olsa bizim deliğin içi. İki şeyden yırttık: hava sürtünmesi ve ma…

MacOS ile Dört Ay

Mac’e geçişimin üzerinden dört ay geçmiş ve ben fark ettim ki bundan hiç bahsetmedim. Ben de bu işi dört ay sonra yapayım dedim. Bu yazacaklarım profesyonel bir karşılaştırma yazısından daha çok gündelik kullanımlarda hayatımda nelerin değiştiğini tespit etmekten başka bir şey değil. Böylece son-kullanıcı tartışmalarına da bir yönüyle katkıda bulunmak istedim.