Ana içeriğe atla

İrrasyonelleşenlerin İrrasyonelleştirmesi ya da Es Geçilen Tembellik Hakkı

Tatillerin çokluğundan bahseder kapitalistler. Türkiye'de tatillerin çok olduğundan. Kendi açılarından haklıdırlar onlar. Her tatil onların fazla üretim çılgınlığının sekteye uğramasıdır. Artık tatilleri de çok sallamadıkları ortada. Güvencesiz çalıştırdıkları isnanları günde 12 saat çalışmaya zorladıkları gibi tatilsiz bırakmaya da başladılar. "Emeğin Yeniden Üretilmesi" yasası diyordu Marx kştaplarında. O fazla rasyonalite atfettiği kapitalizmin sınırlara dayandığında bu kadar irrasyonelleşeceğini hesaplayamadı.

Ama hesaplayamadığı daha büyük birşey vardı. İrrasyonelleşen kapitalizmin prolaterleri daha da irrasyonelleştirdiğini. İrrasyonel çalışanlar sessiz kalıyorlardı bu irrasyonel kapitalizme. Neden tembellik haklarını talep edemiyorlardı?


"Tembellik Hakkı" mı olur diye soranlarınız vardır. Peki tembelliğin bir hak olduğunu kaç kişi bilir. Tembellik hakkının sadece yatmak olduğunu düşünenler kadar bilmeyen olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Tembellik hakkını şöyle tanımlayabiliriz: İnsan'ın dinlenmek için sadece kendi zevkleri adına birşeyler yapabileceği zamanlarının olması hakkıdır. Yani insanlığın temel şartlarından biri... Mesela ben şu an bu yazıyı yazarken tembbellik hakkımı kullanıyorum.

Peki neden tembellik? Bunun nedeni din felsefesinde a dostlar. Çalışmayı yücelten ve bunu bir ibadet sayan protestan/püriten ve İslami ahlak ve yine bu dinlerin/din anlayışlarının tanrı için acı çekilmesi mottosu tembelliği bir suç sayar. Tembellik tanrıya edilmiş küfürdür bunlara göre ve cezası köleliktir. Hem bu dünyada hem de öteki dünyada...

Peki gelelim okullardaki çalışma vurgusunua. "School", "schule", "ekole" diye çeşit çeşit dile girmiş bize de okul diye adapte edilmiş sözcüğün eski Yunan'da manası "boş zaman"dır. Yani okul boş zaman geçirilen yani tembellik hakkının kullanıldığı yerlerden biridir. Tabi ki "talep eden" "talebeler" için.

E şimdi bana çıkntı olacak olabilir, diyebilir ki: "İyi güzel de senin dediğin yıllar evveldi. Kapitalizm herşeyin içeriğini değiştirdiği gibi okul'un da içeriğini değiştirdi." Evet değiştirdi ama kapitalizmin irrasyonelleşmesinin sonucudur bu. Her irrasyonelleşen düzen gibi okullara saldırıyor o da. Ve kendi hakim ideoloojisini daha da dayatıyor. İktidarını hegamonyaya dönüştürmek için hergün yeni bir adım daha atıyor. Ve zihinleri bu şekilde ele geçiriyor. Ve tarihin cilveli oynu, irrasyonelleşenleri irrasyonelleştirmesi, çok daha vahşice oynanıyor. Akademi (Plathon's school) bu vahşiliğe kurban edilirken akademinin içindekiler es geçilmiyor. Öğrencilere müşteri, öğretim görevlilerine ve araştırma görevlilerine memur muamelesi yapan düzen, diğer çalışanları da taşeronlaştırma ile tehdit ediyor. Önce temizlik çalışanlarını taşeronlaştıran rektörlükler daha sonra ise işsiz kalmayacak taşeron işçi ordusu (Herkesin deyimiyle Özel Güvenlikler) istihdamı ile kaleyi içerden fetheden truva atı'nı iyi oynuyorlar bu senaryo da.

Peki Tembellik Hakkı bu saldırının neresinde yer alabilir? Tembellik hakkı kapitalizm saldırısına uğrayan her yerde çalınan hakların başında gelendir. Peki kapitalizm bizi bu hakktan nasıl mahrum bırakır? En güzeli yoğun ders programı ile. İnsan zihninin yer aldığı her proses yavaş işler. Bilim de bu işleyişlerden biridir. Hatta en kompleksi ve en gelişmişidir. Peki sizden bilim dalınızı 4 yılda öğrenmenizi bekleyen kapitalizmin ne acelesi vardır? Çok basit sizin eğitiminize ödenen vergilerden tutunda sizin "heba olan" işgücünüze kadar herşeye ihtiyacı vardır onun yaşamak için. Sizin bir kısmınızla diğerlerini hatta arkadaşlarınızı tehdit eder. Yani sizi arkadaşınıza karşı öyle kullanırki sizi kariyer havucuyla öyle kandırır ki siz işte o müthiş kuramın malzemesi olu verirsiniz. "Yabancılaşma"...

Yabancılaştığınız kendinizdir ve insanlığınızdır. Siz kariyeriniz karşılığında kapitalizme iradenizi ipotek ettiğiniz gibi artık birçok hakkınızdan da feragat etmiş durumdasınızdır da. En başında da tembellik hakkı... Sizi artık başınızın üstünde demoklesin kılıcı gibi sallanan dersler, sınavlar, puanlar, notlarla öyle teslim alır ki mezun olduğunuz güne nasıl geldiğinizi anlayamazsınız. Sonra da size o güzel nostalji oyunuyla: "Heyt be!... Güzel arkadaşlıklarla şu 4 sene nasıl da göz açıp kapayıncaya kadar geçti." derdittiğinde artık muzaffer olan odur.

Artık siz onun tembellik hakkını kullanamayacak kölelerinden birisinizdir. En iyi köleleşen en iyi notlara sahip olandır. Köleleşmeyi reddedenlere ise düzenin "düzensiz" (irregular) yaftasını yapıştırması çok gecikmeyecektir.

Tembellik hakkının bu sistemde yaşaması kurtlar arasında bir koyunun yaşaması gibidir. Tembellik hakkı sizin ne zaman ne çalışacağınızı bilme ve tayin hakkınızdır da aslında. Size ders saati biçen sistem bilimin toplumsallaştığı akademinin gidiş gelişini düzenleyemeyecek kadar saat kavramından yoksundur. Ayrıca öğrenci sayısını sayamadığından yeterli araç da tayin edmeyecek dolayısıyla sizin evinizde günlük tembellik hakkınızı kullanmanıza da yollarda tecavüz edecektir. Tüketim kültürünün ve plansızlık furyasının ürünü trafik keşmekeşi de onun doğurduğu yardımcılar olacaktır post-modern kent hayatında. Daha parası olmadığı için okul sonrasında çalışmak olanlara değinemedik bile. Onlar bizi affetsin.

Sonuçta tembellik hakkı da ne olaki diyen bizler nelere sebep olduğumuzu da bilebilir miyiz? Zannetmiyorum. İrrasyonelleşenin irrasyonelleştirmesi bu nedenledir. Bilmek rasyonelite belirtisidir.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Mate'li Ubuntu 14.04.1: Aslı Varken Taklidine Kim Bakar?

Malumu olanlar bilir, Ubuntu 14.04 sürümünden beri Linux Mint ekibinin geliştirdiği Gnome 2 çatallaması Mate masaüstü ortamını da portföyüne ekledi.

Hafif ve eskiden beri Gnome kullanan gavurcası "geek user" diye tabir edilen kitleye hitap eden bu nostaljik masaüstü, Gnome 3 ile gelen Ubuntu'nun  Unity ve Gnome Shell arayüzlerine ısınamayan bu kitleye ilaç gibi gelmişti. Birlikte doğan kardeşi Cinnamon ise bir Gnome Shell çatallaması olarak doğdu fakat sonradan büyük ilgi görünce Linux Mint ekibi işi büyütüp ayrı bir masaüstü ortamına dönüştürdü Cinnamon'u.

Delik Dünya Problemi

Şimdi bazı hayal dünyasında yaşayan zevat diyor ki: Dünyayı matkapla tenis topunu deler gibi bir noktadan delip tam karşı noktadan çıksak sonra da bu kuyuya atlasak başımıza ne iş gelir? Gelin gundiler açıklıyoruz. Öncelikle dünya yüzeyi uzaktan düz gibi dursa da bildiğiniz üzere Everest ile Mariana çukurunun rakım farkı 17000 km. Öyle çok düz bir yer değil ama biz farzedelim ki teknolojimiz imkan verdi ve deniz seviyesinde ve denizden yeteri kadar uzaktaki bir kara parçasından delmeye başlayıp yine deniz seviyesinde ve denizden yeteri kadar uzakta bir noktadan çıktık. Önce başımıza gelecek şey çukurun atmosferi yutacak olması. Ayrıca magmadan çıkan gazlarla dünya yaşanmaz falan olur ama gelin biz yine iyimser olalım ve atmosfer yerinde dursun hiç o deliğe kaçmasın; çekirdek, magma falan çok sıcak olmasın yani şöyle anlatayım ben siz gevşek ruhlulara: haziran ayında İzmir'de sahilde hafif meltem eserkenki sıcaklıkta olsa bizim deliğin içi. İki şeyden yırttık: hava sürtünmesi ve ma…

MacOS ile Dört Ay

Mac’e geçişimin üzerinden dört ay geçmiş ve ben fark ettim ki bundan hiç bahsetmedim. Ben de bu işi dört ay sonra yapayım dedim. Bu yazacaklarım profesyonel bir karşılaştırma yazısından daha çok gündelik kullanımlarda hayatımda nelerin değiştiğini tespit etmekten başka bir şey değil. Böylece son-kullanıcı tartışmalarına da bir yönüyle katkıda bulunmak istedim.