Ana içeriğe atla

İlerici Bir Aktivite Olarak Yürümek veya Bir Gericilik Olarak Bitkileşme (Diyalektiğin Zaferi Olarak Anti-Modernist Komformizm-Hedonizm)

Hayvanları bitkilerden ayıran en önemli özelliği kas-iskelet sistemi ve bunun sinir sistemi ile yönetilmesidir. Dolayısıyla bitkiler gibi dolaylı bir hareket değil de doğrudan hareket yeteneğine sahiptirler. Ve omurgalı ya da omurgasız olsun birkaç istisna dışında karada yaşayıp da ayakları olmayan canlı yok gibidir. Demek ki karada yaşayan hayvanlar için yürümek elzem bir eylem.

Ama şöyle bir sorunumuz var. İnsanlar yollarda yürüyemiyor. Önünüzde yürüyen insanların adımlarını atmak için bu kadar yavaş kas aktivitesi yürütmeleri sadece yorgunluktan olmasa gerek. Bunun nedeni yolların çakır çukur olması, zeminin kayganlığı da olamaz. Yoksa metro istasyonlarının elverişli zeminlerinde yürüyemeyen ya da bir anda stop eden insanları anlayamayız yine. Ve yine bu insanlardan bazılarının sağdan yürümeyi alışkanlık edinememelerini de. Yürüyen merdiven de solda durmanın bir saygısızlık olduğunu anlamamalarını da.


Bütün bunların nedeni modernist komformizm-hedonizmdir. Komformizmle hedonizmi kardeş ya da akraba saymaya hakkımız vardır. Sonuçta bu ikisi birbirini herzaman besleyen mecralar olacaktır. Peki her zaman daha hızlıyı arayan modernizmin kendi yarattığı bu anti-modernizm nedir?

İşte burda modernizmin tüketim politikaları ile beslediği hedonizm ve komformizmle modernizmin temelini oluşturan ve kendini devam ettirebilme güdüsü ile kutsallaştırdığı protestan ahlakı ve fedakarlık arasındaki çatışmayı görüyoruz. Bir yanda "Zaman şeytansa, hız tanrıdır." aforizmaları, öteki yanda tuvalete bile arabayla gidebilecek kadar şuursuzlaşabilecek burjuva-küçük burjuva komformistleri. Bugün bu iki anlayış da modernizmin kendisini oluşturmaktadır. İşte diyalektiğin zaferi burdadır.

Modernizmin hız için zorladığı insanlar taşıtları icat edip kendilerini komformizme teslim ettikleri gün yürümeyi unutmaya başladılar. İnsanlar artık daha az yürümek istiyorlar. Yürümek insanlara neden bu kadar zul görünüyor. Burda termodinamiğin ikinci yasasını egemen kabul edebilirsiniz. Ancak bir yandan da toplumsallaşma tarihi olan insanın toplumsallık için düzeni, düzen içinse maksimal enerji harcanmasını kabul etmesi gerekmektedir. Demek ki insan zihinleri gericileşmektedir. Sonuç olarak yürümek istememek gericileşmekle aynı şeydir. Bitkileşmektir ve hareketinde bağımlılık demektir. Bu düpedüz gerici bir eylemdir. Bugün engelli insanların fiziksel engellerine rağmen bedensel faliyet gösterme çabaları ne kadar ilerici ve takdire şayan ise bedenlerini faliyetsizliğe alıştıran kişiler de bir o kadar gericilerdir.

Demek oluyor ki tüketim ve onun beslediği hedonizm-komformizm insanları edilgenliğe ve kendi hareket süreçlerini tayin edememeye yöneltmekte ve onları Ortaçağ'ın edilgen serflerine dönüştürmektedir. Kendine son model arabasıyla iktidar alanı açtığını sanan  saf küçük-burjuvaların bu doğaya başkaldırışta ilk tepetaklak olacakları kaçınılmaz olarak görülebilir.

Bazı zevat bu tüketim çılgınlığını post-modernizm* olarak adlandırmakta ve adlandırmayla bile tam bir eğip bükme ustası olduklarını ortaya koymaktadırlar. Bu zevatın post-modernizm dediği şey aslen anti-modernizm ve neo-medievalizmden başka birşey değildir. Anti-modernizm ise modernizmin kendi karşıtı olup onu kemirirken bazı sentezlerin aradan sıyrılmasını da bazen zor bazen de kolaylaştırmaktadır. Birilerinin post-modernizm dediği dediği anti-modernist yeni gericilik yürüyememenin asıl nedenidir. Ve yürüyemeyen insan "yürüyemeyen insandır."

Bugün insanlık anti-modernist/yeni-gerici saldırının baskısı altından ezilirken anti-modernist propagandalar sayesinde bu baskıyı suni biçimde hissetmemektedir. Bu nedenle de hak arama süreçlerindeki bu azalma ancak bu yürüyememe hastalığındandır. Halbuki insanı insan yapan iki ayağı üzerinde hızlı yürümesidir. İnsanlığın bu ilk ilerici eylermi bile ayaklarda iken ve büyük devrimlerin, değişimlerin, isyanların adının dilimzdeki karşılıklarından biri pek de güzel bir biçimde "ayaklanma" iken ayakların anti-modernizm ile reddiyesi gericileşmek demektir. Ayaklanan insan yürür. Yürüdüğü yer "başların" karargahları, sarayları, mevzileridir. Demek ki insanın asıl kurtuluşu ne kadar ellerde ise bir o kadar fazlası ayaklardadır. Zaten ayaklanacaklarda "ayak-takımı"dır.

Ayaklarınıza iyi bakın. Onlar "yürümek" içindir.

Dip Notlar :

* post- ön eki latince ötesi manasına gelirki ötelemek fiilinin de kökü olan öte zarfından türer. Ötelemek mantık olarak berikinin varlığının reddiyesi değil dönüşümüyle olacağından çizgisel uzay ve zaman ihtiyacı hisseder. Tüm bunları reddeden söylemlere post-modernizm denmesi aslında bir post-modernist eylem olmaktadır. Dolayısıyla insanlığın temel birikimini reddeden bu fikiri ortalık çocuklarına(cami avlusuna bırakılan cinsten) post-modernizmdense anti-modernizm, yeni-gericilik ve ya neo-medievalizm çok daha yakışmaktadır.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Mate'li Ubuntu 14.04.1: Aslı Varken Taklidine Kim Bakar?

Malumu olanlar bilir, Ubuntu 14.04 sürümünden beri Linux Mint ekibinin geliştirdiği Gnome 2 çatallaması Mate masaüstü ortamını da portföyüne ekledi.

Hafif ve eskiden beri Gnome kullanan gavurcası "geek user" diye tabir edilen kitleye hitap eden bu nostaljik masaüstü, Gnome 3 ile gelen Ubuntu'nun  Unity ve Gnome Shell arayüzlerine ısınamayan bu kitleye ilaç gibi gelmişti. Birlikte doğan kardeşi Cinnamon ise bir Gnome Shell çatallaması olarak doğdu fakat sonradan büyük ilgi görünce Linux Mint ekibi işi büyütüp ayrı bir masaüstü ortamına dönüştürdü Cinnamon'u.

Delik Dünya Problemi

Şimdi bazı hayal dünyasında yaşayan zevat diyor ki: Dünyayı matkapla tenis topunu deler gibi bir noktadan delip tam karşı noktadan çıksak sonra da bu kuyuya atlasak başımıza ne iş gelir? Gelin gundiler açıklıyoruz. Öncelikle dünya yüzeyi uzaktan düz gibi dursa da bildiğiniz üzere Everest ile Mariana çukurunun rakım farkı 17000 km. Öyle çok düz bir yer değil ama biz farzedelim ki teknolojimiz imkan verdi ve deniz seviyesinde ve denizden yeteri kadar uzaktaki bir kara parçasından delmeye başlayıp yine deniz seviyesinde ve denizden yeteri kadar uzakta bir noktadan çıktık. Önce başımıza gelecek şey çukurun atmosferi yutacak olması. Ayrıca magmadan çıkan gazlarla dünya yaşanmaz falan olur ama gelin biz yine iyimser olalım ve atmosfer yerinde dursun hiç o deliğe kaçmasın; çekirdek, magma falan çok sıcak olmasın yani şöyle anlatayım ben siz gevşek ruhlulara: haziran ayında İzmir'de sahilde hafif meltem eserkenki sıcaklıkta olsa bizim deliğin içi. İki şeyden yırttık: hava sürtünmesi ve ma…

MacOS ile Dört Ay

Mac’e geçişimin üzerinden dört ay geçmiş ve ben fark ettim ki bundan hiç bahsetmedim. Ben de bu işi dört ay sonra yapayım dedim. Bu yazacaklarım profesyonel bir karşılaştırma yazısından daha çok gündelik kullanımlarda hayatımda nelerin değiştiğini tespit etmekten başka bir şey değil. Böylece son-kullanıcı tartışmalarına da bir yönüyle katkıda bulunmak istedim.