Ana içeriğe atla

Özgürlük

Özgürlüğün de piyasa malı olduğu zamndayız. Özgürlüğü, bundan yıllar evvel Nil Karaibrahimgil adlı abladan, dağda bayırda derede tepede nerde olursan ol tek başına yanlız olduğunda, birlikte dünyayı dolaşacağın bir arkadaşın olmayacak kadar yalnız olduğun bir zamanda, cep telefonunu Türkcell ile kullandığında yakalanabilecek şey olarak duyduğumda sorgulamaya başladım. Yeni ergenliğe girmiş bünyemde dünyayı algılamya çalışan sesi bam bam bir delikanlının sorularını taşıdım durdum yıllarca. Özgürlüğü aradım? Ne kadar önemli olup olmadığını sorguladım.



Uygulamalar yaptım, kendimce sınamalar... Saçımı uzattım, küpe taktım ama bunun için de savaştım. Sonunda özgürlüğün insanın dünyayı modernist algılamasının bir ürünü olduğunu kavradığımda düzenin değişimi çoktan başlamıştı. Ben burjuva tipi özgürlük anlayışını öğrenene kadar burjuva tipi özgürlüğü tasfiye eden kadro memleketin dört biryanını ele geçirmeye çoktan başlamış işini halletmeye çalışıyordu. Medya bu gün hala daha her seçim sonucundan sonra tarafsızlık adı altında gerici iktidarın zaferini demokrasi ve özgürlük adı altında servis ederken post-modernite öncesi kitle olan şimdiki zaman insanımsı hayvan sürülerinin bir koyun kadar tepki göstermemesini gördüm. Ben özgür bir üniversitenin mücadelesini örgütlemeye çalışırken insanların özgürce düşünmekten bile yoksun olduklarını, beyinlerinin içini bile iktidar sahiplerinin emrine amade kıldıklarını gördüm. Ben burjuva düzeni derken burjuvazinin dinle sarmaş dolaş yeni ortaçağı inşa ettiğini göremezdim. Şimdiki zaman "marksist mollaların" göremediğini göremezdim bende elbet o zaman saf bir devrimci delikanlıyken. Ama liberalizm okudum. Liberalizm okudukça Marks'ı, Engels'i ve Bilimsel Sosyalizm'i öğrendim. Büyük kuramcı Lenin'i modernitenin yok oluşunu ilan ettiği o büyük "Emperyalizm" çalışmasında tekrar keşfettim. Sermayenin ve dinlerin küreselleştiği çağda hala Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı tartışan solcuları terkettim sonunda. Lenin'i keşfettikçe Marks'tan uzaklaştım. Marks'tan uzaklaştıkça Engels'i keşfettim. Ve Proudhon'u... En son Sartre ve Foucault'u okurken hepsinin bittiğini gördüm. Modernitenin kendi kendisini, doğurduğu aç gözlü çocuğuna yedirdiği çağda doğdum ben. Post-modernizm denen yeni yetme vahşilikle birlikte büyüdüm. Din ve millet uğruna savaşlar gördüm. Bir devletten 7 devlet çıkartmayı, en iyi kapitalizmden daha iyi olacak en kötü sosyalizmin yıkılışını gördüm. Gördüm Saddam'ı ve Talaban'i yi. Apo'yu ve Barzani'yi baba oğul Bush'u gördüm. Karı-koca Clinton'u... Demirel'i, Özal'ı, Çiller'i; Ecevit'i, Baykal'ı; Türkeş'i, Bahçeli'yi; Erbakan'ı, Tayyip'i gördüm. Yedi ayrı genelkurmay başkanı gördüm. Daha nicelerini... Hepsinin modernite halini ve post-modernite halini gördüm. Birlikte gördüm. Eskilerin kendilerini yenilere yedirişini gördüm. Eski çöpün üstüne daha pisnin yığılışını gördüm. Değişenin ananın yerine geçen kız olduğunu gördüm. Kızın anasından daha orospu olduğunu, daha ruhsuzca sattığını gördüm binlerce yıllık insanlık mirasını.

Ben bu çağa doğdum. Nice yaştaşım gibi... Ve şimdi bu post-modernist neo-conların, ılımlı islamcıların demokrasilerini de görüyorum. Özgürlük ve Demokrasi vaadlerini görüyorum. Özgürleştikçe düşündürülmüyorum. Düşündükçe kendimi yiyorum. Kendimi yedikçe etrafımı yakıyorum. Etrafımı yaktıkça yalnızlaşıyorum. Yanlızlaştıkça korkuyorum. Korktukça saldırganlaşıyorum. Anlayacağınız var olma savaşı veriyorum. Saygı duymuyorum hiç bir post-moderniste ve uşağına. Ben modernizmi eleştirmeyi, eleştirdiğim anarşistler ve sosyalistlerden öğrendim. Modernite'nin namuslu evlatlarından... Ruhunu insanlığa adayanların küllerinden doğdum. Kendimi müjdelemeyi değil herkesle birlikte güzeli müjdelemeyi öğrettiler bana. Ama şimdi korkuyorum. Dünaya'yı müjdeleyecek kimse bulamıyorum.

Özgür kız gibi özgürleşmeme az kaldı. Özgürleşmekten artık nefret ediyorum.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Mate'li Ubuntu 14.04.1: Aslı Varken Taklidine Kim Bakar?

Malumu olanlar bilir, Ubuntu 14.04 sürümünden beri Linux Mint ekibinin geliştirdiği Gnome 2 çatallaması Mate masaüstü ortamını da portföyüne ekledi.

Hafif ve eskiden beri Gnome kullanan gavurcası "geek user" diye tabir edilen kitleye hitap eden bu nostaljik masaüstü, Gnome 3 ile gelen Ubuntu'nun  Unity ve Gnome Shell arayüzlerine ısınamayan bu kitleye ilaç gibi gelmişti. Birlikte doğan kardeşi Cinnamon ise bir Gnome Shell çatallaması olarak doğdu fakat sonradan büyük ilgi görünce Linux Mint ekibi işi büyütüp ayrı bir masaüstü ortamına dönüştürdü Cinnamon'u.

Delik Dünya Problemi

Şimdi bazı hayal dünyasında yaşayan zevat diyor ki: Dünyayı matkapla tenis topunu deler gibi bir noktadan delip tam karşı noktadan çıksak sonra da bu kuyuya atlasak başımıza ne iş gelir? Gelin gundiler açıklıyoruz. Öncelikle dünya yüzeyi uzaktan düz gibi dursa da bildiğiniz üzere Everest ile Mariana çukurunun rakım farkı 17000 km. Öyle çok düz bir yer değil ama biz farzedelim ki teknolojimiz imkan verdi ve deniz seviyesinde ve denizden yeteri kadar uzaktaki bir kara parçasından delmeye başlayıp yine deniz seviyesinde ve denizden yeteri kadar uzakta bir noktadan çıktık. Önce başımıza gelecek şey çukurun atmosferi yutacak olması. Ayrıca magmadan çıkan gazlarla dünya yaşanmaz falan olur ama gelin biz yine iyimser olalım ve atmosfer yerinde dursun hiç o deliğe kaçmasın; çekirdek, magma falan çok sıcak olmasın yani şöyle anlatayım ben siz gevşek ruhlulara: haziran ayında İzmir'de sahilde hafif meltem eserkenki sıcaklıkta olsa bizim deliğin içi. İki şeyden yırttık: hava sürtünmesi ve ma…

MacOS ile Dört Ay

Mac’e geçişimin üzerinden dört ay geçmiş ve ben fark ettim ki bundan hiç bahsetmedim. Ben de bu işi dört ay sonra yapayım dedim. Bu yazacaklarım profesyonel bir karşılaştırma yazısından daha çok gündelik kullanımlarda hayatımda nelerin değiştiğini tespit etmekten başka bir şey değil. Böylece son-kullanıcı tartışmalarına da bir yönüyle katkıda bulunmak istedim.