Ana içeriğe atla

Oblomovisation

Evet canlar. Yeni olmayan ama az bilinen bir kavramla karşınızdayım yine. Oblomovisation...

Şimdi geçen ki yazımdan anlayacağınız üzere evde yapılacak tüm işleri tüketmiş (İçi fesat olanlar için söylüyorum; düzenli o'sbirimi aksatmıyorum.) biri olduğumdan evde artık tek iş olarak yatmak elinde kalan bir adama dönüşmem an meselesi.

Bilmeyenler için söyleyeyim üstad Gonçarov'un romanına adını da veren karakter Oblomov da tüm gün "ense mode: on" şeklinde olduğundan ve bunu artık yaşam biçimi haline getirdiğinden kelli bu kavram kullanılıyor. Ancak işin bir vahim yanı daha var ki bu amcamız yapması gereken işleri hep yarına atıyor ve hiç bir iş yapmadığı halde yoruluyor ya da öyle hissediyor. Efendim o kadar vahim bir durumda ki bir ara düzelir gibi olmuşsa da düzelmesine sebep olan sevgilisini bile kaçırtıyor elinden bu miskinlikle. Karı elden giderken bir de suçu karıya atmıyor mu kitapları fırlatası geliyor okurun. O kadar uyuz bir adam yani.


Neyse ben burda romanı anlatmayayım. Okumayıp da merağ edeniniz var ise bana küfretmesin. Yapı Kredi Yayınları'da para kırsın.

Şimdi canlar, cancağızlar okul açılmadan yapmam gereken bazı bürokratik işlerim için oturup bilgisayar başında mesai harcamam lazım ancak bu işi hep yarına atıyorum. Bilgisayar başında oturuyorum, yapacak iş arıyorum ama o iş aklımın ucuna dahi gelmiyor. Sonra düşünürken neden yapmadım diyip kendime kızıyorum.

Bu da bir depression belirtisi bence. Demek ki neymiş? Oblomovisation, depression illetinin belirtisi imiş.

Şimdi Oblomov bir doğulu toprak sahibi, yani eskimiş Rus Feodalitesi'nin temsilcisi romanda. Oblomov'un en yakın arkadaşı ve anti-tezi ise Stoltz. Entelcesi, girişimci komünist lügatta kibarcası burjuva. Zaten mülksüz fakat özgür bir Rus-Alman aileden geliyor. Yani yeni sistemi (Nizam-ı Cedid) temsil ediyor bu Alman abimiz.

Şimdi bu ufak tespiti de yaptığımıza göre "Torlak efendi gericileşiyor mu?" diye sorabilirsiniz. Yok, Olloh'a (ç.ç.) şükürler olsun ki henüz ne dönme yaşımdayım ne de dönme fikriyatı kafama zerk olundu. Ama oblomovisaiton terimine de uyuyorum. Nedir bu durum?

Çok güzel, hemen söyleyeyim; kişiliğim "Anormal Zeeman Olayı" yaşıyor. Nedir Zeeman Olayı? Magnetik alan gradiantı altında atom çekirdekleri etrafında dönen elektronların bu dönme açısal momentumlarından kaynaklı enerji seviyelerine yarılması olayına "Normal Zeeman Olayı" diyoruz. Anormali ise her bir enerji seviyesinde bulunan elektronların spin açısal momentumları nedeniyle (Pauli Abimiz'e göre biri diğerinin tersi yönlü olmak zorunda bu spin açısal momentumlarının.) yine ikiye yarılması olayı. Yani örnek vermek istersek bizim son p orbitallerinin tamamı dolu olan (son kabuğun en dışında 6 elektronu olan) elementimizin bu magnetik alan gradiantı altında 6 tane elektron yörügesi (Önce üçe sonra her bir üç de ikiye yarılacak.) ayrıaşarak gözükür deneyini yaparsanız. (Küfretmeyin lan. Azıcık fizikten bünyeye zarar gelmez. İki kelime öğrenmiş olursunuz.)

Efenim işte geçenki yazımda bahsetmiştim ya bu depression yüzünden göğsüme öküz oturuyormuş gibi oluyor diye, hah işte o öküzün götünün geometrik yapısı nedeniyle göğsüme homojen şekilde kuvvet uygulanmıyor. Yani bir gradiant söz konusu. Ve bu gradiant altında kişiliğim tam imansızlık tahtamdan ikiye bölünüyor. Sol yanım kalk gidek devrime derken, sağ yanım ben büyüyüp Oblomov olacam diyor.

(Filmdeki repliğe nazire de yapalım) İşte fizik. Demek ki benim sadece sağ tarafım oblovisation yaşıyor. Sol yanım sağlam demektir.

Şimdi bunu nereye bağlayacağımı bilen bilir.

Maraş yöresinden bir halk ezgimizin de dediği gibi

"O yana dönder sar beni.
Bu yana dönder sar beni.
Sağ yanımda Oblomov var,
Sol yanımdan tut beni."

İşte böye canlar. Bu günde psikolojiden, edebiyata, ordan siyasete ordan fiziğe ve son olarak da Halk Bilimi'ne uzanan geniş bir yelpazede zevzeklik hakkımızı doldurduk. Trt anonsu ile yazımızı bitirirken; hoşçakalın, esen kalın...

Sonudtracks:

Bob Dylan's Bob Dylan and Highway 61 Revisited Albums

Bu blogdaki popüler yayınlar

Mate'li Ubuntu 14.04.1: Aslı Varken Taklidine Kim Bakar?

Malumu olanlar bilir, Ubuntu 14.04 sürümünden beri Linux Mint ekibinin geliştirdiği Gnome 2 çatallaması Mate masaüstü ortamını da portföyüne ekledi.

Hafif ve eskiden beri Gnome kullanan gavurcası "geek user" diye tabir edilen kitleye hitap eden bu nostaljik masaüstü, Gnome 3 ile gelen Ubuntu'nun  Unity ve Gnome Shell arayüzlerine ısınamayan bu kitleye ilaç gibi gelmişti. Birlikte doğan kardeşi Cinnamon ise bir Gnome Shell çatallaması olarak doğdu fakat sonradan büyük ilgi görünce Linux Mint ekibi işi büyütüp ayrı bir masaüstü ortamına dönüştürdü Cinnamon'u.

MacOS ile Dört Ay

Mac’e geçişimin üzerinden dört ay geçmiş ve ben fark ettim ki bundan hiç bahsetmedim. Ben de bu işi dört ay sonra yapayım dedim. Bu yazacaklarım profesyonel bir karşılaştırma yazısından daha çok gündelik kullanımlarda hayatımda nelerin değiştiğini tespit etmekten başka bir şey değil. Böylece son-kullanıcı tartışmalarına da bir yönüyle katkıda bulunmak istedim.

"Linux Kullanmak Zor Abi!"

Bu yazı bir yazı dizisinin ilk bölüm olarak düşünüldü. Yazı dizisinin öncelikli hedefi Linux'un zor bir işletim sistemi olduğu yargısını yok etmek ve bu konu özelindeki bazı ayrıntılara değinmek. Ayrıca yazı sırasında bazı terimleri okuyucuya referanslarla tanıtmak hedeflenmiştir.

Kime bir Linux dağıtımı kurmasını önersem başlıktaki tepkiyi alıyorum. Zor mu gerçekten? Tabiki... Ama bilgisayarı ilk eline alan önyargısız bir kişi için "herkesin gözdesi Windows",veya Ios ile herhangi bir Linux dağıtımının zorlukları aynıdır. Annem bilgisayar kullanmaya evdeki Ubuntu yüklü bilgisayarda başladı ve şu anda hala Ubuntu kullanıyor. Kaldı ki Linux'a geçmesini önerdiğim bu insanların bir çoğu bilgisayara yabancı insanlar değiller ve Windows ya da Ios kullanıyorlar. Fakat yine de zor buluyorlar Linux'u kullanmayı. Neden peki?


İlk önce bunlardan bir kısmı elinde bir Linux dağıtımı olan Android işletim sistemli cep telefonlarını kullanıyorlar. Fakat ne kullandığını bilmeme bi…