Ana içeriğe atla

Depression

İnsan ne kadar güçlü olursa olsun, ne kadar umursamaz olursa olsun bazı olaylar onu bunalıma sokuyor. Bunalım, benim lugatımda, işler yolunda gitmediği zaman nazikleşen bünyenin bazı aşırılıklara kaçması.

Misal; hanım kızlarımızın genel sorunlarından biridir, bir bunalım halinde buzdolabı boşaltmak. Ya da yine kadınların kuaför ve alışverişi bu sıkışmışlık içinde kurtarıcı olarak görmesi bir başka örnek olabilür.

Ayrıca bunalım(depression) ruh üzerinde 7/24 baskı oluşturuyor.(to aplly pressure) Öküz oturmuş gibi göğsünüze.(It's not Sitting Bull. It's Sitting Ox...) İşte bu musibet benim gibi bir içi genişi bile vurdu canlar. (Evet , içim geniştir. Herkeşe yer var. Acele etmeyin kuyruğa girin.)

Hayır anam, babam bile ciddiye almaz oldular tepkilerimi. "Bizim manyak eserlendi yine." diye bakmıyorlarsa içlerinden ben de manyak değilim. Ama o fikriyatı gözlerinden Melih Gökçek fışkiyesi (fıskiye olamaz.) gibi fışkırtıyorlar. Bu bunalım mağduru yaratık, üstün gece görüşü özelliğiyle donatılmış gözleriyle görüyor bu tedirgin gözlerden heryere saçılan fikriyat tohumlarını.

Arkadaşlar ise çoktan umudu kestiler. Birkaç umudu olan "Olüm, ne bu haller. Sana yakışmıyor." uyarılarında olsa da geneli kendi halime bırakıyor. Ben de gittikçe radikalleşen fikirlerim, sivrilen dilimle devam ediyorum hayata. Birkaçı yavaştan bozuk atmaya başladı bile. Benim gibi birkaç takıntılı şahsiyet ise olanın farkında bile değil.

Küfürün artık Etkili Sinir İfade Etme Sanatı (ESİES. Artık yazı içinde küfür ettim, küfür salladım yerine ESİES icra ettim şeklinde devam edeceğim.) olduğuna kanaat getirmiş bulunmaktayım.

ESİES icra ettiğim saat ortalamam fazlasıyla arttı. Gün boyu evden çıkmaz oldum. Odadan bile günde 6 saattan fazla çıktığım gün sayısı 1,5 ayda 15 gün bile değildir. yani %30'dan az. 6 saat de günün %25 i olduğuna göre odam dışında ancak 1,5 ayın sadece %7,5 ini bile geçirmemişim demektir. (Bu küçük istatistiki çalışmada yola çıktığımız bilgileri veren götüme teşekkürü bir borç bilirim.)

Evde ESİES icralarım genelde haberleri takip ederken oluyor. Yaratıcılık kazandırdıkları çok açık. Zaten seviyesi düşen siyaseti ben, seviyesizlikle olan kot farkını da yok edip, Edep-Haya Vergisi'nden (EHV. Maliye de bu vergi kaleminden pek bir gelir elde edemediğinden kelli yeni yasama yılında Vergi Kanununda yapılacak değişiklikle bu vergiyi kaldıracağını söylüyor. Ancak eski yükümlüler yasanın yürürlüğe gireceği tarihe kadar olan tüm birikmiş vergi borçlarından sorumlu olacakları da beyanatta var.) kurtarabileceğimizi düşünmekteyim. ESİES eserlerinin meydanlarda yankılandığı gün Türkiye demokratikleşme yolunda önemli bir mesafe katetmiş olacak.

Bütün bunların arasında ekonomi-politik okuyup, ESİES'in en güzide ve en bilinen örneklerinden "vayy .mına koyiyim" eserini her şaşırdığım ve yeni öğrendiğim bilgilerden sonra sarfetmekten kendimi alıkoyamıyorum. Bu ara da Boolean Algebra çalışarak ve Digital Integrated Logic Electronic Cicuits (DILEC) tasarımları yaparak stres atıyormuşum gibi gelse de en son Konya Sokak'ta parça aramaktan helak olup "Gardaş, en iyisi sen onu İstanbul'dan getirt." cevabını aldıktan sonra bu işinde keyfi kaçtı.

"Hayırda Hayır Var" gibi cin fikirliymişçesine duran oksimoron "Hayır" kampanyalarına karşı olup "Hayır" kampanyası düzenliyememenin verdiği eziklik de cabası, canlarım. Ama ESİES icrama bu laf dalaşlarınhdan güzel malzeme buluyorum.

Bütün yukarda saydıklarımı bir aşırılıkla yaptığım çok aşikar. Bu bunalımın sebebini itiraf ediyorum; bu melun depression marazının tek sebebi; "Benim gibi bir tanrısal şahsiyetin kendine olan güvenini yavaştan kaybedişi diyebiliriz. Mezun olamamakla birlikte gittikçe daha da güçleşen Yüksek Lisans hazırlık süreci beni zihnen korkutuyor. İşte Olloh'da (ç.ç.)(Evet amatör din çalışmalarımdan da azıcık bahsedeyim. Yeni bir tanrı yarattım Olloh adında. Muhammed'inkine bin basar. En azından dürüst. Kutsal Kitab'a bir isim bulamadık çalışmalarımızda ama ilk ayetimiz de belli; `Ben aslında yoğum.`) bu yıpranmaya razı gelmediğinden beni nihilizm'den kaderciliğe, ordan aydınlanmacılığa ordan ise indeterministic natural philosophia mecralarına sürüklüyor."

Evet sorunum bu canlar. Bu mezun olamama ve yüksek lisans hazırlık süreci kaygısı durumunda normal insan tepkisine benzer bir tepki vermiş dahi olsam tepkilerimin niceliksel değerlendirmesinde yine normal olmadığım sonucuna varıyor olabilirsiniz.Ben de hep normal olayım demiyorum ama hobi olarak yapayım bari ya. Açın şu garibin önünü iki zevzeklesin, zaten ya susar, ya terkeder ortamı ya da seri cinayete başlar(Korkmayın. Acı çektirme taraftarı değilim sizlere karşı.) Üçünde de sizi direk ilgilendiren birşey yok sanırsam. (Ölümü dert etmeyin. Siz öldüğünüzde artık bir yükümlülüğünüz yok. Öbür tarafa inananlar içn bile yok. O kadar diyim. Sorumluluktan kurtarıyom lan sizi daha ne istiyorsunuz?)

Evet bu gerizekalılaşma yazımı bitirir, büyüklerin ellerinden yalar, küçüklerin kafalarına sürerim. Böylece pis Anadolu çocuğu görüntüsü kazandırabiliriz belki veletlere. Sonra da benim gibi amatör sokak fotoğrafçılarını mekana salarız. Bir post-modern belgesel denemesi yaparız.

Herkeşe iyi günler...

not: 2,5 cm boya yaklaşan sakallarımı taramaya başladığımı da duyururum sizlere. :)

soundtrack: Sympathy for the Devil-the Rolling Stones

Bu blogdaki popüler yayınlar

Mate'li Ubuntu 14.04.1: Aslı Varken Taklidine Kim Bakar?

Malumu olanlar bilir, Ubuntu 14.04 sürümünden beri Linux Mint ekibinin geliştirdiği Gnome 2 çatallaması Mate masaüstü ortamını da portföyüne ekledi.

Hafif ve eskiden beri Gnome kullanan gavurcası "geek user" diye tabir edilen kitleye hitap eden bu nostaljik masaüstü, Gnome 3 ile gelen Ubuntu'nun  Unity ve Gnome Shell arayüzlerine ısınamayan bu kitleye ilaç gibi gelmişti. Birlikte doğan kardeşi Cinnamon ise bir Gnome Shell çatallaması olarak doğdu fakat sonradan büyük ilgi görünce Linux Mint ekibi işi büyütüp ayrı bir masaüstü ortamına dönüştürdü Cinnamon'u.

Delik Dünya Problemi

Şimdi bazı hayal dünyasında yaşayan zevat diyor ki: Dünyayı matkapla tenis topunu deler gibi bir noktadan delip tam karşı noktadan çıksak sonra da bu kuyuya atlasak başımıza ne iş gelir? Gelin gundiler açıklıyoruz. Öncelikle dünya yüzeyi uzaktan düz gibi dursa da bildiğiniz üzere Everest ile Mariana çukurunun rakım farkı 17000 km. Öyle çok düz bir yer değil ama biz farzedelim ki teknolojimiz imkan verdi ve deniz seviyesinde ve denizden yeteri kadar uzaktaki bir kara parçasından delmeye başlayıp yine deniz seviyesinde ve denizden yeteri kadar uzakta bir noktadan çıktık. Önce başımıza gelecek şey çukurun atmosferi yutacak olması. Ayrıca magmadan çıkan gazlarla dünya yaşanmaz falan olur ama gelin biz yine iyimser olalım ve atmosfer yerinde dursun hiç o deliğe kaçmasın; çekirdek, magma falan çok sıcak olmasın yani şöyle anlatayım ben siz gevşek ruhlulara: haziran ayında İzmir'de sahilde hafif meltem eserkenki sıcaklıkta olsa bizim deliğin içi. İki şeyden yırttık: hava sürtünmesi ve ma…

MacOS ile Dört Ay

Mac’e geçişimin üzerinden dört ay geçmiş ve ben fark ettim ki bundan hiç bahsetmedim. Ben de bu işi dört ay sonra yapayım dedim. Bu yazacaklarım profesyonel bir karşılaştırma yazısından daha çok gündelik kullanımlarda hayatımda nelerin değiştiğini tespit etmekten başka bir şey değil. Böylece son-kullanıcı tartışmalarına da bir yönüyle katkıda bulunmak istedim.