Ana içeriğe atla

Bir Paradoks Olarak Ölçme ve Değerlendirme

Ölçme değerlendirme pedagolinin en önemli tartışma ve çalışma alanlarından biridir.Kişinin yetkinliğini ölçmek için bilginin ölçülmesi gerekliliği üzerinden başlayıp bunun nasıl yapılacağının teorik ve pratik tartışmaları yapılır durur.Sağlıklı bir sistemde bu tartışmalar daha çok pratiğe yönelik olur sağlıksız sistemler de ise bu tartışmalar paradoksa dönüşür.

Yani sistem eğer ölçme ve bu ölçüme göre değerlendirme işine endeksli ise ne olacak? Sadece sınav manyaklığı sistemi ise... Deli gibi bildiğini kısıtlı sürelerde kanıtlamaya açıklamaya çalışan insan yığınlarından başka birşey değilse sisteminiz. Bilgiler bazen sadece sınav geçme işi için gerekli ise... İnsanlara öğrenmenin keyfini ve hazzını veremeyecek kadar ağırsa bu süreç.İnsanlar sınavdan sınava ödevden ödeve koşmanın getirdiği koca karmaşada açıpta bir bilgiyi sindirerek öğrenme mesaisine zaman ayıramıyorsa... Evet ne kadar çok -se -sa ile idealden ayrılıyoruz değil mi?


Bu sistemin bilgi ölçtüğü yalandır.Bu sistem bence aptallar yaratma sistemidir.Sınav döneminde beynine bilgi yükleyip tüm kapasitesini zorlayıp sınavlar bittiğinde hafızasını sıfırlayan. (Bilişim diliyle resetleyen) insanlar ancak aptallaşacaktır.

Düzenli çalışma bir ütopya olarak öğrencilere gösterilirken onların tek işini ders çalışmak olarak gören o çalışma işinide ezber yapmaya indirgeyen sistem ancak aptallar yaratmak için düzenlenmiştir. Kafasını kaldırıp dünyaya bakmayan sadece gündelik kaygılara hapsolan insanlar yaratmak bu sistemin işidir. Misyon budur.

Bu sınıfsal bir temele otursa da asıl anlaşılması kolay olan eksen ise ezen-ezilen veya daha da basiti yöneten ve yönetilenler çatışmasındır. Egemen sınıf veya sınıflara mensup çocukalar neden bu eğitim sistemine dahil olmadan yetişirlerken, herhangi bir devlet okulunda okuyup üniversiteye gelmek ve burda da farklı birşey görmemek diğerlerinin çocuklarına nasip olsunla başlayıp gidecek isyan soruları tabi ki zihin açıcı olabilir. Ama bu sınıfsal temel bir devlet politikasıdır.Yönetimin tercihidir.Düşünerek sorgulanarak yapılan yani mantık metodu ve çözümleme araçları kullanılarak ulaşılan bilgiler özümsenir ve zihin açar.Açılan zihinler ise kolay yönetilmez. Tüm darbelerin ilk önce üniversiteye saldırması basit öğrenci olaylarını engellemk değildir. 1980 darbesi sonucu 1402 sayılı meşhur yasa ile okullarından uzaklaştırılan yüzlerce öğretim görevlisi nasıl açıklanmalı. Peki çok lümpen bir biçimde üniversiteyi saç, sakal uzatma ve belli sınırlar içinde kıyafet serbestisi olarak görenler 28 sene evvel gelen YÖK ile okula erkeklerin saçsız, sakalsız ve sadece kumaş pantolon ile girebildiklerini kızların ise eteğe zorlanmalarını biliyorlar mı acaba? Bu yönetmeliğin hâlâ yürürlükte olduğunu ama fîliyatta uygulanmadığını...

Bilinmez.Bilmeleri de istenmez. Çünkü bilmek düşünmek, düşünmek ise karşı koymaktır. Bilmeyene istediğini bildirebilirsin ve böylece istediğini düşündürebilirsin. Gittikçe aptal edip zihninin ırzına bile geçersin. Manüplasyona, dezenformasyona, mezenformasyona ve spekülasyona açık zihinler ise artık sana bir robottan bile daha itaatkâr olacaktır. Çünkü onları hurafelerle uyutabilirsin. Hipnozla uyutulmuşların ise nasıl itaat ettikleri malumunuz...

Şu lise gençliğini bugün birkez daha telef edip bir kademe daha zihinlerinin içine eden bu sistemin eğitimine karşı durmak ise bu sisteme karşı durmaktır.Onların zihinlerine etmiş bu sistem ise ne kadar ettiğini ölçtü bugün. Ölçmeye de devam edecek. Ancak bize üretim hataları lazım. Bu tezgahtan istendiği gibi çıkmayan defolular.Umarım ben de hala üretim bandında gitmekte olan defolu ürünlerdenimdir.

Yoksa bana da mı yazık oldu?

Bu blogdaki popüler yayınlar

Mate'li Ubuntu 14.04.1: Aslı Varken Taklidine Kim Bakar?

Malumu olanlar bilir, Ubuntu 14.04 sürümünden beri Linux Mint ekibinin geliştirdiği Gnome 2 çatallaması Mate masaüstü ortamını da portföyüne ekledi.

Hafif ve eskiden beri Gnome kullanan gavurcası "geek user" diye tabir edilen kitleye hitap eden bu nostaljik masaüstü, Gnome 3 ile gelen Ubuntu'nun  Unity ve Gnome Shell arayüzlerine ısınamayan bu kitleye ilaç gibi gelmişti. Birlikte doğan kardeşi Cinnamon ise bir Gnome Shell çatallaması olarak doğdu fakat sonradan büyük ilgi görünce Linux Mint ekibi işi büyütüp ayrı bir masaüstü ortamına dönüştürdü Cinnamon'u.

MacOS ile Dört Ay

Mac’e geçişimin üzerinden dört ay geçmiş ve ben fark ettim ki bundan hiç bahsetmedim. Ben de bu işi dört ay sonra yapayım dedim. Bu yazacaklarım profesyonel bir karşılaştırma yazısından daha çok gündelik kullanımlarda hayatımda nelerin değiştiğini tespit etmekten başka bir şey değil. Böylece son-kullanıcı tartışmalarına da bir yönüyle katkıda bulunmak istedim.

"Linux Kullanmak Zor Abi!"

Bu yazı bir yazı dizisinin ilk bölüm olarak düşünüldü. Yazı dizisinin öncelikli hedefi Linux'un zor bir işletim sistemi olduğu yargısını yok etmek ve bu konu özelindeki bazı ayrıntılara değinmek. Ayrıca yazı sırasında bazı terimleri okuyucuya referanslarla tanıtmak hedeflenmiştir.

Kime bir Linux dağıtımı kurmasını önersem başlıktaki tepkiyi alıyorum. Zor mu gerçekten? Tabiki... Ama bilgisayarı ilk eline alan önyargısız bir kişi için "herkesin gözdesi Windows",veya Ios ile herhangi bir Linux dağıtımının zorlukları aynıdır. Annem bilgisayar kullanmaya evdeki Ubuntu yüklü bilgisayarda başladı ve şu anda hala Ubuntu kullanıyor. Kaldı ki Linux'a geçmesini önerdiğim bu insanların bir çoğu bilgisayara yabancı insanlar değiller ve Windows ya da Ios kullanıyorlar. Fakat yine de zor buluyorlar Linux'u kullanmayı. Neden peki?


İlk önce bunlardan bir kısmı elinde bir Linux dağıtımı olan Android işletim sistemli cep telefonlarını kullanıyorlar. Fakat ne kullandığını bilmeme bi…