Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

İlerici Bir Aktivite Olarak Yürümek veya Bir Gericilik Olarak Bitkileşme (Diyalektiğin Zaferi Olarak Anti-Modernist Komformizm-Hedonizm)

Hayvanları bitkilerden ayıran en önemli özelliği kas-iskelet sistemi ve bunun sinir sistemi ile yönetilmesidir. Dolayısıyla bitkiler gibi dolaylı bir hareket değil de doğrudan hareket yeteneğine sahiptirler. Ve omurgalı ya da omurgasız olsun birkaç istisna dışında karada yaşayıp da ayakları olmayan canlı yok gibidir. Demek ki karada yaşayan hayvanlar için yürümek elzem bir eylem.

Ama şöyle bir sorunumuz var. İnsanlar yollarda yürüyemiyor. Önünüzde yürüyen insanların adımlarını atmak için bu kadar yavaş kas aktivitesi yürütmeleri sadece yorgunluktan olmasa gerek. Bunun nedeni yolların çakır çukur olması, zeminin kayganlığı da olamaz. Yoksa metro istasyonlarının elverişli zeminlerinde yürüyemeyen ya da bir anda stop eden insanları anlayamayız yine. Ve yine bu insanlardan bazılarının sağdan yürümeyi alışkanlık edinememelerini de. Yürüyen merdiven de solda durmanın bir saygısızlık olduğunu anlamamalarını da.

Umumi Kenef ve Medeniyet

Daha önceki yazımızda ilm-i tarihin yardımı ile kılsızlık ve medeniyet arasındaki ilişkiyi göstermiş olduk.Bu yazımız da ise medeniyetin bir diğer önemli etmeni olan umumi abdesthane kullanım şeklini inceleyeceğiz.

Efenim medeniyet bir yerden kılsızlık ile kendini belli ederken diğer yandan ise umumi kenef kullanımındaki modernite cihetinde bir terakki gösterir. Yani umumi abdesthaneyi kullanabilen uluslar uygarlık katarında en sağlam kompartımanı kapmış demektirler.

İnsanllığın Kılla İmtihanı - 1

"Bu yazı 23.06.2010 tarihinde girilmiş sözlük entrysinin düzenlenerek aktarılmış haldir. Mevzu bahis entrynin linki burdadır.

Efenim insan her ne kadar Homo Erectus-Neanderthal ikilisinden Homo Sapiens'e evrimleştiği iddia edilse de anlaşılan odur ki evrim geçirmiş olsa dahi evrimini tamamlamadığı içindir ki bazı problemlere sahiptir. Bunlardan en önemlisi kıllarımız.

Efenim bluğ çağına ermiş her kişide olan ancak er kişilerde daha yoğun ve sert görülen bu oluşumla mücadeleye insanlık 3000 yıldır başlamıştır. Daha önceleri cahiliye döneminde olan beşeriyet henüz makasla, jiletle, usuturayla hasbihale başlamadığından kıllar koy götüne rahvan gitsin misali salınmıştır. Ancak Akdeniz toplumlarından olan sıcaktan terlemekten usanan Yunanlar bu işi başlatmış ve kıldan arınma seferberliğine girmişlerdir. Ayrıca tanrı tasfirlerinin bir kısmında sakalı dahi olmayan herifler olması kılsızlığa verdikleri önemin göstergesidir. Evet güzel insanlar, uygarlık kılsızlıkla başlar.

İrrasyonelleşenlerin İrrasyonelleştirmesi ya da Es Geçilen Tembellik Hakkı

Tatillerin çokluğundan bahseder kapitalistler. Türkiye'de tatillerin çok olduğundan. Kendi açılarından haklıdırlar onlar. Her tatil onların fazla üretim çılgınlığının sekteye uğramasıdır. Artık tatilleri de çok sallamadıkları ortada. Güvencesiz çalıştırdıkları isnanları günde 12 saat çalışmaya zorladıkları gibi tatilsiz bırakmaya da başladılar. "Emeğin Yeniden Üretilmesi" yasası diyordu Marx kştaplarında. O fazla rasyonalite atfettiği kapitalizmin sınırlara dayandığında bu kadar irrasyonelleşeceğini hesaplayamadı.

Ama hesaplayamadığı daha büyük birşey vardı. İrrasyonelleşen kapitalizmin prolaterleri daha da irrasyonelleştirdiğini. İrrasyonel çalışanlar sessiz kalıyorlardı bu irrasyonel kapitalizme. Neden tembellik haklarını talep edemiyorlardı?

Özgürlük

Özgürlüğün de piyasa malı olduğu zamndayız. Özgürlüğü, bundan yıllar evvel Nil Karaibrahimgil adlı abladan, dağda bayırda derede tepede nerde olursan ol tek başına yanlız olduğunda, birlikte dünyayı dolaşacağın bir arkadaşın olmayacak kadar yalnız olduğun bir zamanda, cep telefonunu Türkcell ile kullandığında yakalanabilecek şey olarak duyduğumda sorgulamaya başladım. Yeni ergenliğe girmiş bünyemde dünyayı algılamya çalışan sesi bam bam bir delikanlının sorularını taşıdım durdum yıllarca. Özgürlüğü aradım? Ne kadar önemli olup olmadığını sorguladım.

Oblomovisation

Evet canlar. Yeni olmayan ama az bilinen bir kavramla karşınızdayım yine. Oblomovisation...

Şimdi geçen ki yazımdan anlayacağınız üzere evde yapılacak tüm işleri tüketmiş (İçi fesat olanlar için söylüyorum; düzenli o'sbirimi aksatmıyorum.) biri olduğumdan evde artık tek iş olarak yatmak elinde kalan bir adama dönüşmem an meselesi.

Bilmeyenler için söyleyeyim üstad Gonçarov'un romanına adını da veren karakter Oblomov da tüm gün "ense mode: on" şeklinde olduğundan ve bunu artık yaşam biçimi haline getirdiğinden kelli bu kavram kullanılıyor. Ancak işin bir vahim yanı daha var ki bu amcamız yapması gereken işleri hep yarına atıyor ve hiç bir iş yapmadığı halde yoruluyor ya da öyle hissediyor. Efendim o kadar vahim bir durumda ki bir ara düzelir gibi olmuşsa da düzelmesine sebep olan sevgilisini bile kaçırtıyor elinden bu miskinlikle. Karı elden giderken bir de suçu karıya atmıyor mu kitapları fırlatası geliyor okurun. O kadar uyuz bir adam yani.

Depression

İnsan ne kadar güçlü olursa olsun, ne kadar umursamaz olursa olsun bazı olaylar onu bunalıma sokuyor. Bunalım, benim lugatımda, işler yolunda gitmediği zaman nazikleşen bünyenin bazı aşırılıklara kaçması.

Misal; hanım kızlarımızın genel sorunlarından biridir, bir bunalım halinde buzdolabı boşaltmak. Ya da yine kadınların kuaför ve alışverişi bu sıkışmışlık içinde kurtarıcı olarak görmesi bir başka örnek olabilür.

Ayrıca bunalım(depression) ruh üzerinde 7/24 baskı oluşturuyor.(to aplly pressure) Öküz oturmuş gibi göğsünüze.(It's not Sitting Bull. It's Sitting Ox...) İşte bu musibet benim gibi bir içi genişi bile vurdu canlar. (Evet , içim geniştir. Herkeşe yer var. Acele etmeyin kuyruğa girin.)

Çizmek...

Bir bahar daha geçip gidiyor. Bir bahar daha ömrümüzden yiyoruz. Bulunmayacak zamanlarımızdır bunlar ve hep ilerisi için bugünü harcıyoruz. Halbu ki sırt üstü debelenen hamam böcekleriyiz. Hepimiz birşeyler olmak, olup da hayatını kazanmak için didindikçe, hayatta kalmaya çalışan hamam böceklerine benziyoruz daha da.

Ve rahatsızlığımızı alıyorlar ellerimizden. Kanıksamaya da alıştırıyorlar. Hayatı yaşamadan yaşadığımızı sandırıyorlar. Ve akla geliyor hemen Goethe'nin sözleri: "Kimse özgür olduğuna inanan birinden daha iyi köle olamaz!" Bilmediğimiz bir geleceğe inanarak ve onun güzel olması için didinen saflarız. Safa yüklediğiniz mânâ sizin iyimserliğinizi ya da gerçekçiliğinizi gösterecektir.

Sistem bizle dalga geçerken acımasız eşşek şakaları gibi gelmesin bu yaşadıklarımız. Gidenin geri dönüşü yok ve bilinmeli bugünün kıymeti.

Şimdi diyeceksiniz: "N'olmuş bu manyağa?"

Yok bişey olmadı. Ben hâlâ inanıyorum geleceğe. Ama bana sunulana değil, kendi tırnakl…

Bir Paradoks Olarak Ölçme ve Değerlendirme

Ölçme değerlendirme pedagolinin en önemli tartışma ve çalışma alanlarından biridir.Kişinin yetkinliğini ölçmek için bilginin ölçülmesi gerekliliği üzerinden başlayıp bunun nasıl yapılacağının teorik ve pratik tartışmaları yapılır durur.Sağlıklı bir sistemde bu tartışmalar daha çok pratiğe yönelik olur sağlıksız sistemler de ise bu tartışmalar paradoksa dönüşür.

Yani sistem eğer ölçme ve bu ölçüme göre değerlendirme işine endeksli ise ne olacak? Sadece sınav manyaklığı sistemi ise... Deli gibi bildiğini kısıtlı sürelerde kanıtlamaya açıklamaya çalışan insan yığınlarından başka birşey değilse sisteminiz. Bilgiler bazen sadece sınav geçme işi için gerekli ise... İnsanlara öğrenmenin keyfini ve hazzını veremeyecek kadar ağırsa bu süreç.İnsanlar sınavdan sınava ödevden ödeve koşmanın getirdiği koca karmaşada açıpta bir bilgiyi sindirerek öğrenme mesaisine zaman ayıramıyorsa... Evet ne kadar çok -se -sa ile idealden ayrılıyoruz değil mi?

Sümsünün Gerekliliği...

Bilmeyenlere söyleyelim. Ankara’nın herhangi bir yerinde yaşar Dayı Kemal. Sadece yaşar. Yaşadığını nerden biliyorsunuz diyenlere düşünüyor ve üretiyor da o nedenle cevabını verebiliriz. Düşünüyor ve üretiyor.

Üretiyor derken kol gücüyle üretmekten bahsetmiyorum. Tabî ki bu denilen de önemli bir uğraştır. Ancak o fikir üretmeye çabalar her gün, gerçekten "kıraathane" adını hak eden kıraathanesinde. Okur ve okutur orada. Okumayı bilenler okur onu. Anlaması kolay değildir. Belki çok basit cümleleri vardır ve hatta küfürlüdür de ağzı ama onun içindekini anlaması belki de daha zordur bazıları için.

Neden Torlak Qemâl Sorusuna Cevap Niyetine

"Ertesi gün
gölde kayık parçalanır
                       kalede bir baş kesilir
                                                kıyıda bir kadın ağlar
ve yazarken
Simavneli «Teshil»ini
Torlak Kemâlle Mustafa
öptüler
   şeyhlerinin elini.
Al atların kolanını sıktılar.
Ve İznik kapısından
dizlerinde çırılçıplak bir kılıç
heybelerinde el yazma bir kitapla çıktılar... Kitaplarının adı:
                         «Varidat»dı.
... Bayezid Paşa Manisaya gelmiş, Torlak Kemâli anda bulup anı dahi anda asmış, on vilâyet teftiş edilerek gidecekler giderilmiş ve on vilâyet betekrar bey kullarına timar verilmişti. "
Nazım Hikmet - Şeyh Bedrettin Destanı'ndan

Bu müstear adı ilk aldığımda bu kadar yadırganacağını ya da garipseneceğini hiç düşünmemiştim.  Devşirildiğinde Mehmet adını almamış şanslılardan Kemal'in tekkeye girdiğinden sonraki torlaklığı ile aldığı bu ad tarihe mal oldu. Anadolu'da o meşhur "Yârin yanağından gayri herşeyi paylaşmak" fikriyle çıktıkları yold…